sadeceucuz.com
 
Ana Sayfa | Hakkımızda | Ziyaretçi Defteri | Reklam | Sık Kullanılanlara Ekle | İletişim     
 
 Haberler
 Makaleler
 Dosyalar
 1.Dünya Savaşı
 Çanakkale
 Boğaz Harbi
 Kara Muharebeleri
 Hava Muharebeleri
 Cephe Koşulları
 Kahramanlar
 Hatıralar
 Şiirler
 Gazilerimiz
 Anzaklar
 Kim Kimdir?
 Şehitlik ve Anıtlar
 Müze ve Galeriler
 Yabancı Anıtlar
 Tanıtma Merkezleri
 Kale ve Tabyalar
 Arşiv Belgeleri
 Faydalı Linkler
 Haritalar
 Yeni Çıkan Kitaplar
 Ziyaretçi Defteri
 Videolar
 Foto Galeri


 
 
 
 
 
 
 

Makaleler / Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan


Mektup insanların duygularını birbirlerine samimi olarak aktardığı bir iletişim vasıtasıdır. İnsan şahsiyetinin aynası olan mektuplarda yazanın iç dünyasının resmini görürüz. Şimdilerde ucu yakılan ya da sonuna maniler yazılan, buram buram hasret kokan mektupları özlüyoruz. Sıla kokulu satırlarla en içten ifadelerin yer aldığı bol selamlı mektuplar da artık yok denecek kadar az. Bu gidişle "Yine yar yakmış mektubun ucunu, askerlikte sevda çekmek zor diyor" ifadeleri bir müddet sonra tamamen yabancılaşacak, anlamı zor kavranılır birer cümle haline dönüşecektir.

Mektup türleri arasında asker mektuplarının ayrı bir yeri vardır. Hayatlarının en deli çağlarında askere giden gençlerimiz memleket özlemi ve aile hasretini satırlara dökerler ve sevdiklerinden gelen mektuplarla moral bulurlar. Geçmişte bir çok cephede savaşan Türk askerlerinin cepheden gönderdikleri mektupların da ayrı bir tarihi ve kültürel değeri vardır. Bazen cepheden yazılan ama bir türlü gönderilmeye fırsat bulunamayan şehit askerlerin ceplerinden çıkan mektup örneklerine de rastlanmıştır. Bunlar içinde elde en çok bulunan örnekler Çanakkale cephesinden yazılan mektuplardır. Bir vasiyet hükmünde de olan bu mektuplar, şehit askerlerin yakınlarına son seslenişleridir. Bu mektuplarda hep ümit, hep asker olmanın vatan için savaşmanın haklı gururu vardır. Seçtiğimiz mektup örneklerinde de görüleceği gibi, bu içten satırlar aslında vatan için çarpışan Mehmetçiklerimizin duygularına tercüman olan vesikalardır. En samimi duygularla ifadesini bulan bu satırlarda bütün bir aileyle helalleşme ve şehitliğe duyulan özlem öne çıkmaktadır. Mektuplardaki edebi ifadeler de o dönemdeki halkımızın kültür seviyesini göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Vatan için savaşmaya çağrıldığında tereddüt etmeden cepheye koşan fedakar Türk askerlerinin anneleri de onları uğurlarken aynı samimi hisler içindeydiler. Bunlara bir örnek Bilecik istasyonunda oğlunu askere uğurlayan "elinde bir değnekcik, sırtında bağlı bir torba başındaki ıslak örtüsü ile Söğüt'ün Akgünlü köyünden Mahmud oğlu Hüseyin'in annesidir. Ciğerparesini koklayan anne oğluna o gün son nasihat olarak şunları söylemekteydi:

"Hüseyin'im Dayını Şibka'da kaybettik. Baban Dimetoka'da şehid düştü. Ağabeylerin de sekiz aydan beri Çanakkale'de yatıyorlar. Bak yavrum son yongam sensin. Minarede ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse, sütlerim haram olsun, öl de köye dönme! Yolun Şibka'ya uğrarsa dayının ruhuna fatiha okumayı unutma. Haydi oğul Allah yolunu açık etsin!" 1 Şefkat kahramanı bir anneye bu sözleri söyleten şuur ile cephede bu nasihatin hakkını veren şuur aynı inancın şuuruydu. İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif de bu fedakar Anadolu kadınının hislerine tercüman olarak Türk milletine sesleniyordu:

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli!

Bu şuurlu vatan evlatlarından biri olan Edirne komutanı Şükrü Paşa, Edirne düşmezden evvel hükümet yetkilerine gönderdiği mektupta şunları söylüyordu:

"Edirne gibi Dünya'nın en müstahkem yerinde kurulmuş bu kutsi şehri, rezil kan içici bir düşmana teslim edecek alçak bir komutan şanlı Osmanlı tarihinde görülmemiştir. Ben de bu cinayeti işlemeyecek ve son askerimi kendi tabancama kendimi de son kurşunuma tevdi edeceğim. Şehirde savunma imkanı kalmadığını görünce, kuşatmayı sürdüren kırk bin kadar Bulgar'ı bir araya toplayıp kadın ve çocukları konsolosların ellerine birer beyaz çarşaf vererek onların korumasında şehirden çıkaracağım. Şimdiye kadar yaptıkları gibi bunları da onların medeniyet gözleri önünde isterlerse öldürsünler. Ondan sonra toplarımı o dünyaca ünlü tarihi yapılar ve kutsi yerlerimiz ile Bulgarlar üzerine çevirecek ve şehri de ateşlere boğarak harabeye döndüreceğim. İçeride ateş dışarıda ölüm içinde kalacak kahraman askerim işte o zaman kuşatma kuvvetleri bir milyon kişi de olsa onu yaracak ve bu şekilde ya kahramanca ölecek ya da atalarının kutsi başşehrini şanla terk edecektir."

Kefenini çantasında taşıyan civanmert Şükrü Paşa vasiyet olarak da şunları söylemiştir: " Düşman hatları geçtikten sonra ölürsem kendimi şehid olarak kabul etmiyorum. Beni mezara koymayın. Etimi itler ve kuşlar çeke çeke yesinler. Fakat müdafa hattımız bozulmadan şehid olursam kefenim, lifim, sabunum çantamdadır. Beni bu mahalle gömeceksiniz ve gelen nesiller üzerime bir abide dikeceklerdir." 2

Bugün Edirne'de abidesi dikilen bu asil vatan paşası, asker olmanın hakkını vererek gelecek nesiller için bir ibret ve örnek şahsiyet olarak tarihin altın sayfalarında yerini almıştır.

2 Haziran 1915 günü yaralanmış ve Çanakkale Askeri Hastanesi'nde şehitlik rütbesine ulaşmış Kolağası (Ön Yüzbaşı) Bölük Komutanı İstanbul'dan Mehmet Tevfik'in anne babası ve eşine hitaben yazdığı mektupta, vatan için asker olmanın kutsiliği ve haklı gururu ile şehitliğe özlem vardır. Bir vasiyet hükmünde olan bu mektupta ayrıca şehit olması durumunda borçlarının ödenmesi hususundaki hassasiyeti de dikkat çekicidir:

"Sebebi hayatım, feyz ü refikim,
Sevgili babacığım, valideciğim,

Arıburnu'nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan kurşun geçti, hamdolsun kurtuldum. Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağımdan ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum.

Hamd ü senalar olsun Cenab-ı Hakk'a beni bu rütbeye kadar eriştirdi. Yine mukadderatı ilahiye olarak beni asker yaptı. Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i feyz ü refikim ve hayatım oldunuz. Cenab-ı Hakk'a ve sizlere çok teşekkürler ederim.

Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı hak etmek zamanıdır. Vazife-i mukaddese-i vataniyeyi ifaya cehdediyorum. Rütbe-i şehadete erersem Cenab-ı Hakk'ın sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim. Asker olduğum için bu, her zaman bana pek yakındır.

Sevgili babacığım ve valideciğim,

Göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih'ciğimi evvele Cenab-ı Hakk'ın saniyen sizin himayenize tevdi ediyorum. Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapınız.

Oğlumun talim ve terbiyesine siz de refikamla birlikte lütfen sa'yediniz. Servetimizin olmadığı malumdur. Mümkün olandan fazla bir şeyi isteyemem, istesem de pek beyhudedir. Refikama hitaben yazdığım matuf mektubu lütfen kendi eline veriniz. Fakat çok müteessir olacaktır, o teessürü izale edecek vechile veriniz. Ağlayacak üzülecek tabi teselli ediniz. Mukadderat-ı ilahiye böyleymiş. Malumat ve düyunatım hakkında refikam mektubumda laf ettiğim deftere ehemmiyet veriniz. Münevver'in hafızasında ve yahut kendi defterinde mukayyet düyunat da doğrudur. Münevver'e yazdığım mektubum daha mufassaldır kendisinden sorunuz.

Sevgili baba ve valideciğim,
Belki bilmeyerek size karşı birçok kusurlarda bulunmuşumdur. Beni affediniz, hakkınızı helal ediniz, ruhumu şad ediniz, işlerimizi tavsiyesinde refikama muavenet ediniz ve muin olunuz.

Sevgili Hemşirem Lütfiyeciğim,
Bilirsiniz ki sizi çok severdim. Sizin için vesayemin yettiği nisbette ne yapmak lazımsa yapmak isterdim. Belki size karşı da kusur etmişimdir, beni affet, mukadderatı ilahiye böyle imiş hakkını helal et ruhumu şadet, yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih'e sen de yardım et, sizi de Cenab-ı Hakk'ın lütuf
ve himayesine tevdi ediyorum.

Ey akraba, dostlar ve yakınlar, cümlenize elveda, cümleniz hakkınızı helal ediniz.Benim tarafımdan cümlenize hakkım helal olsun. Elveda, elveda. Cümlenizi Cenâb-ı Hakk'a tevdi ve emanet ediyorum.

Ebediyen Allah'a ısmarladım. Sevgili Babacığım ve Valideciğim....

Oğlunuz Mehmet Tevfik 3
Bazen bu kadar uzun mektup yazmaya fırsat bulamayan bu asil vatan evlatları alelacele yazabildikleri üç beş satırla duygularını özetlemişlerdir. Askerler genel olarak ailelerinden dua ve helallik istemekteydiler:

Velinimetim sebeb-i hayatım pederim Mehmet Ağa,

İlk önce saygılarımı sunar ellerinden öperek hatır şeriflerini sual eylerim. Eğer ki oğlunuzdan zerre miktar sual ederseniz Allah'a şükür sağlığım yerinde olup siz pederciğimin de sağlıklı ve afiyetli olmasını Cenâb-ı Mevlâ'ya niyaz eylerim. Elleri havada gözleri yolda dilleri duada olan validelerimin ellerinden öperek mahsus selam edip beş vakitte hayır dualarını isterim… Oğlunuz Kadir 4

Cepheden yazılan son mektuplara bir örnek de mektubunu yazdıktan iki gün sonra Maydos (Eceabad)'da şehit olan ihtiyat zabit (yedek subay) namzedi Hasan Etem'in mektubudur. Düşmanın Çanakkale'ye dayandığını işittiğinde birçok fedakar Türk genci gibi o da vatan için gözünü kırpmadan cepheye koşmuş, gönüllü yazılmıştır. Kendisi İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıfına devam ederken aynı zamanda Bayezit Numune Mektebi'nde öğretmen olarak vazife yapmaktaydı.

Hasan Etem'in validesine son mektubunda duygularını samimi ve edebi bir şekilde aktarırken askerlerin moral ve motivasyonlarını sağlayan manevi hayatlarından tablolar sunmaktadır.

Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi,

Nasihat-amiz mektubunu Divrin Ovası (Niğde) gibi, güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti.

Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgâra mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annenden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı. Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim çağıl çağıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu ...

Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasıyla beni tebşir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.

İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:

-Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
-Pekala dedim, aldım baktım, sütlü çay...
-Mustafa bu sütü nereden aldın,
dedim.
-Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
-Evet dedim. Evet ne kadar güzel.
-İşte onun çobanından 10 paraya
aldım.

Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim. Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi"

Şevket merak etmesin o görür, belki de daha güzellerini görür.

Fakat, valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi (kardeşleri) de senin sayende görecekler.

O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerler saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

Ey Allah'ım , bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi.Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık.. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm. Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim:

"Ey benim Rabbim !
Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i Celâlini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle! "diyerek dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.

Oğlun Hasan Etem
Bir başka hisli mektup da 9 Ocak 1916'da şehit olan Üsteğmen Zahid'in eşine hitaben yazdığı mektuptur. Şehit düşeceğini hisseden üsteğmenin bu mektubu da bir vasiyet tarzındadır:

"Bu günlerde her zamankinden daha önemli muharebelere gireceğiz. Bilirsin, her muharebeye giren ölmez. Fakat eğer ben ölürsem sakın gam yeme... Beni ve seni yaratan Allah bizi nasıl dünyada birbirimize nasip etti ise, benden şehitlik rütbesini esirgemediği taktirde, elbette, ruhlarımızı da birbirine kavuşturur. Vatan yolunda şehit olursam bana ne mutlu. Ancak, sana bir vasiyetim var:

Birincisi benim için kat'iyyen ağlama...
İkincisi, eşyamın listesi ilişikte. Bunları sat, ele geçecek paradan "mihr-i muaccel " ve "mihr-i müeccel " ini al, üst tarafı ile bana bir mevlid okut. Eğer bunlar sana borcumu ödemezse hakkını helal et ve ilk gece aramızda geçen sözü unutma..."

Ayrıca mektubun içinden kırmızı kordelaya bağlı bir de saç demeti çıkar. Saçın tazeliği bunun mini mini bir yavrunun başından kesilmiş olduğunu göstermektedir. İşte o zaman herkes Zahid'in evli olduğunu ve Nadide isminde de bir yavrusunun varlığını öğrenir. Çünkü Zahid Üsteğmen cepheye gelirken arkasında evlâd ü iyâl düşüncesini de bırakmıştır. Ve savaş boyunca ne izin isteyerek evine gitmeyi düşünmüş ne de o konuda iki çift laf etmiştir.

Gümüşhane'nin Şiran ilçesinden olan Üsteğmen Zahid, Aziziye ilçesinin Kılıç Mehmet Bey köyünden Ahmet Efendi'nin kızı, eşi Hanife Hanım'a yazdığı ve vasiyetini bildirdiği mektubunu şu cümle ile bitirir:

"Bu vasiyetimi aldığınız zaman yüksek sesle ağlamanıza razı değilim." 5
Bu mektupların dışında esir düşmüş askerlerimizin yazdığı ve ailelerinin olara hitaben yazdığı mektup çeşitleri de vardır. Bu mektuplarda da yine aynı tema aynı hasret vardır. Hindistan'dan Rusya'ya Sina çöllerine kadar sayısız birçok cephede yedi düvelle din ve vatan uğrunda çarpışan askerlerimizden esir düşenlerin yakınlarına durumlarını bildirmek için tek umutları yazabildikleri mektuplardı. Bu mektuplar da maalesef zaman zaman ellerine ulaşamamıştır. Her şeye rağmen ümitlerini tazeleyen askerlerimiz yeni mektuplar kaleme almışlar duygularını hasretlerini satırlara dökmüşlerdir. Bazen o meşhur Yemen türküsündeki gibi "gidenler dönmemiş" ne kendilerinden bir haber alınmış ne de mektupları gelmiştir. Bu meçhul kahramanlara Mehmet Akif'in söyleyişiyle Peygamber kucak açmıştır:

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

Sonuç olarak bütün bu mektuplar tarihe altın harflerle yazılan sahiplerinin şahsında cepheden cepheye gözünü kırpmadan koşan bütün şanlı Türk askerlerinin duygularına tercüman olan vesikalardır. Bugünün nesillerinin ecdatlarının bu asil davranış ve bakış açılarından alacağı birçok ibretler bulunmaktadır.

Yağmur Dergisi  / 27 Nisan - Mayıs - Haziran 2005  


Güncellenme Tarihi: 04.04.2007 00:27:30

  Yazıcı Dostu         Arkadaşına Gönder         Yorum Yaz    


Bu sayfayı ziyaret eden 31651. kişisiniz.

Yorumlar

Ekrem Taşcı (12.12.2008)
Her birinde binlerce anı herbirinde binlerce umut herbirinde binlerce acı, korku olan bu manevi değeri yüksek mektupları bulup yayınlamanız inanının insanın yüreğini kabartıyor. Mübarek kurban bayramını biz şimdi kutlarken onlar görevini yapmış olmanın huzuru ile çanakkalede vatan için can verdiklerinde bayramlarını kutluyorlardı. Hepsinin bayramı kutlu olsun .
Sinan Kartal - Fransa (25.09.2008)
Merhaba siteye emeği gecmiş ülkemin değerli ve bilinçli topluluğu ve bireyleri. Eski olmayan ve asla yazıları silinmeyecek olan namelerin bilincine erdirdiniz bizi. V atan her zamanki gibi sahip çıkanlara ve kadr kıymetini bilenlere goül kucağını açar.
Büşra (18.03.2008)
Vallahi ben bunları okurken kendimi zor tuttum, kendimi bir ana orda hissettim.
Volkan (30.12.2007)
Anlatılanları, yazılanları başka bir milletin insanı okusa inanmaz. Sizin kurgularınız der ama bunlar gercek! Biz Osmanlı torunuyuz. Bunlari gelecek nesillere anlatmamız gerek. Eksigimiz bu...
Nurten Çileli (20.08.2007)
Bize bu güzel ibret,ibadet,iman vede vatansever kokulu ;manevi değeri asla ölçülemeyecek kadar büyük olan aziz şehitlerimizin mektuplarını derleyip ilettiğiniz için size sonsuz teşekkürler ederim.İlk defa bu yaz gittiğim Çanakkaleye daha önce niye gitmediğimi düşünerek hayıflandım.Türk olan herkesin zaruri olarak ziyaret etmesi gerektiğini çok iyi anladım.Allah şehitlerimize rahmet eylesin bizlerinde yar ve yardımcısı olsun inşallah.

Diğer Başlıklar

 
Çanakkale Savaşı hakkında basılan ilk hatıra kitabından notlar
Muavenet-i Milliye Goliath'a karşı
Nusret'in kahramanı tarih yazdığı geceyi anlatıyor
Çanakkale Şehitleri için yapılan ilk tören (18 Mart 1916)
Lozan'da Çanakkale şehitlerini İngiliz'e teslim etmiştik
Yaşayanların dilinden: Çanakkale'nin Kahraman Topçuları
Çanakkale kara savaşı sırasında casusluk olayları ve Türklerin casusluk olaylarına karşı aldıkları tedbirler
Osmanlı Donanmasının Mânevi Fenerleri
Çanakkale'de ruhunu arayan millet
Su... Su... En tesirli kelime su…su...
Çanakkale ve Akif nasıl unutturuldu?
25 Mart 1915 tarihli Donanma Dergisinden iki makale
Çanakkale Savaşı'nda bayram mesajı - Tuncay Yılmazer
Çanakkale'de bir şair: Ahmet Haşim
Şehitlikte başı kapalı olmak…
18 Mart Çanakkale - Mümtaz'er Türköne
Çanakkale: Medreseliler savaşı - Ali Bulaç
Çanakkale Muharebe Alanlarında Çevre Kirliliği - Tuncay Yılmazer
Bir Bulut Hikayesi - Dr. Tuncay Yılmazer
CHP gençliğinin Çanakkale şehitleri rezaleti - Mustafa Armağan
Bir hekimin ölümü - Dr. Tuncay Yılmazer
Gayrimüslim vatan şehitleri - Mehmet Gündem
Tarih'te Çanakkale - Ali Ünal
Tarih aynasında Çanakkale - Ali Ünal
Tarih - Roman İlişkisi ve Çanakkale Harbi Örneği - Sezai Coşkun
Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Tahmis - Beşir Ayvazoğlu
Seyyid Onbaşı - Yahya Kürekçi
Çanakkale edebiyatımız niçin 'vasat'? - Ahmet Turan Alkan
 

Bölümün en çok okunanları

Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Bir Bulut Hikayesi - Dr. Tuncay Yılmazer
Çanakkale'de bir şair: Ahmet Haşim
25 Mart 1915 tarihli Donanma Dergisinden iki makale
18 Mart Çanakkale - Mümtaz'er Türköne
CHP gençliğinin Çanakkale şehitleri rezaleti - Mustafa Armağan
Gayrimüslim vatan şehitleri - Mehmet Gündem
Yaşayanların dilinden: Çanakkale'nin Kahraman Topçuları
Çanakkale Şehitleri için yapılan ilk tören (18 Mart 1916)
Çanakkale kara savaşı sırasında casusluk olayları ve Türklerin casusluk olaylarına karşı aldıkları tedbirler

En çok okunan haberler

Çizgi Film - Çanakkale Geçilmez!
Çanakkale Savaşları esnasında çekilen video
1. Dünya Savaşında Türk Askerî Kıyafetleri - Tunca Örses / Necmettin Özçelik
Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Çanakkale Şehitlerine - Mehmet Akif Ersoy
Çanakkale Şehitlerine - Mehmet Akif Ersoy
Çanakkale Gazileri Video Klibi
Rüya - Peygamber Efendimiz'in (SAV) ruhaniyeti Çanakkale'de
Kinali Kuzular - Canakkale Marsi
Anasından Hasan Çavuşa Mektup
Ayvaz Baskı



Haftanın Sorusu

Çanakkale cephesi kara muharebeleri hangi tarihte başlamıştır?
18 Mart 1915
19 Şubat 1915
25 Nisan 1915



Copyright© 2007-2010 E-Posta: duryolcu.com@gmail.com Msn: duryolcu.com@hotmail.com

magicfinger.NET