sadeceucuz.com
 
Ana Sayfa | Hakkımızda | Ziyaretçi Defteri | Reklam | Sık Kullanılanlara Ekle | İletişim     
 
 Haberler
 Makaleler
 Dosyalar
 1.Dünya Savaşı
 Çanakkale
 Boğaz Harbi
 Kara Muharebeleri
 Hava Muharebeleri
 Cephe Koşulları
 Kahramanlar
 Hatıralar
 Şiirler
 Gazilerimiz
 Anzaklar
 Kim Kimdir?
 Şehitlik ve Anıtlar
 Müze ve Galeriler
 Yabancı Anıtlar
 Tanıtma Merkezleri
 Kale ve Tabyalar
 Arşiv Belgeleri
 Faydalı Linkler
 Haritalar
 Yeni Çıkan Kitaplar
 Ziyaretçi Defteri
 Videolar
 Foto Galeri


 
 
 
 
 
 
 

Makaleler / Muavenet-i Milliye Goliath'a karşı


İclal Örses - Tunca Örses

" Davut ve Goliath, bir su geçidinin kenarında karşılaştılar. Ordusunu kurtarmak için öne çıkan Davut, önce İsrailoğullarının kalkanlarından güneş ışığı yansıtıp dev düşmanının gözünü kamaştırarak miğferini çıkarmasını sağladı. Elindeki sapanla fırlattığı taş, korumasız kalan devin yere serilmesi için yeterli oldu. Sonra koşup üzerine çıktı. Goliath'ın kılıcını tutup kınından çektiği gibi onu öldürdü ve başını kesti. Goliath’ın öldüğünü gören Filistinliler kaçtılar." Tevrat - Eski Ahit 1. 


“Davud, Goliath’ı (Câlût'u) öldürdü. Allah ona hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah'ın insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu..."  Kur'an – Bakara suresi 251 
 
Kutsal kitaplarda bu efsanenin yazılmasından asırlar sonra başka bir su geçidinin girişinde HMS Goliath, ordusunun askerlerini kurtarmak için öne atılan Muavenet-i Milliye tarafından batırıldı.

İlki, “Majestelerinin Gemisi”, İngiliz Donanması’na ait 12.950 tonluk dev bir zırhlı savaş gemisi, diğeri ise Osmanlı Donanması’na katıldığı günden beri küçümsenen, sadece 765 tonluk bir muhripti…

‘Devin gözleri’ gönderilen sinyallerle oyalanarak devre dışı bırakılmış, ‘miğferi’ olan kalın zırhı ise işe yaramamıştı. Goliath’ı suya gömen ‘sapan taşı’ da, Muavenet’in çağdaş Schwarzkopf marka torpillerine dönüşmüştü.

Çanakkale Savaşı’nın deniz cephesinde önemli bir rol üstlenen Muavenet-i Milliye muhribinin bu harekatının sonuçları, Boğaz önündeki İngiliz donanma güçlerini paniğe sürükleyecek, harekatın destekleyicilerini koltuklarından edecekti. HMS Goliath’ın batırılmasından sonra Çanakkale seferinin simgesi olan HMS Queen Elizabeth zırhlısı savaş alanından geriye çekilmiş, Deniz Bakanı Winston Leonard Spencer Churchill ile Amirallik Birinci Lordu John Fisher istifa etmek zorunda kalmışlardı.(1)

Klasik anlamdaki bu deniz akını, aslında bir Türk–Alman ortak yapımıdır. Tarih boyunca askeri koalisyonla uygulanan her harekatın doğasında olduğu gibi, Muavenet’in bu akınını planlayarak hazırlayan ve akına katılan taraflar, başarıya ulaştıktan sonra ona sahip çıkma içgüdülerini gizleyememişlerdir. Türk ve Alman komutanların anlatımlarındaki nüans ve çelişkiler, bu silah kardeşliği rekabetinin ipuçlarını oluşturur. Somut gerçek ise, Osmanlı Donanması’na bağlı Muavenet-i Milliye muhribinin, görevli Türk–Alman personeliyle HMS Goliath zırhlısını batırmış olmasıdır. Tarafların anlatımları, Çanakkale Boğazı’nın lacivert sularında yaşanan bu kahramanca akının gizlerini açığa çıkaracak, yorum yapabilmemizi sağlayacaktır.  

Biz anlatımlarda önceliği, o dönemde konuğumuz olan Alman komutana veriyoruz. Yani, Kıdemli Yüzbaşı Adolpf Firle’ye…    

Projenin sahibi Müstahkem Mevkii Genel Müfettişi ve Boğazlar Komutanı  Amiral Guido von Usedom’dur. Karargahında, nisan ayından itibaren, Boğaz girişinde bekleyen düşman donanmasına bir gece akını yapılması doğrultusunda plan geliştirilmektedir. Plana göre bu akın, küçük tonajlı üç torpidobot tarafından icra edilecektir.

Akında yer alacak olan ilk kahramanın kaderi, 6 Mayıs 1915 tarihinde belirlenir. Numune-i Hamiyet komutanı Kıdemli Yüzbaşı Adolpf Firle, o gün Paşalimanı’nda tertiplenen küçük bir törenle, denizaltılarla mücadele eden Muhrip ve Botlar Yarım Filotilla Komodorluğu’nu, Muavenet-i Milliye komutanı Kıdemli Yüzbaşı Ahmet Saffet Bey’den devralır.   

Cephedeki koşullar planın uygulamaya geçirilmesine hız vermiştir. İkinci Kirte Muharebesi’nden sonra yenilgiye uğrayarak mevzilerinde sıkışıp kalan Fransız kuvvetlerine nefes aldırmak ve Türk birliklerinin taarruzlarını önlemek amacıyla her gece Morto Koyu’na giren İngiliz HMS Goliath ve HMS Cornwallis zırhlıları, yaptıkları bombardımanlarla birliklerimize kayıplar verdirmektedirler. Amiral Usedom, planın bu gemilere karşı uygulanmasına karar vermiştir. Yapılacak akına komutan olarak seçilen Yüzbaşı Firle, 9 Mayıs saat 20.00’de, Müfettişlik’ten aşağıdaki emri alır:

“Morto koyunda düşman zırhlılarına karşı bir gece taarruzu yapılması gerekiyor. Burada bulunan üç küçük torpidobot için gereken Alman komutan ve torpido astsubaylarıyla birlikte hemen Müfettişlik karargahına geliniz.”

Amiral von Usedom, ertesi gün Kale-i Sultaniye’deki karargahının makam odasına gelen yüzbaşıya, “geceleri koya giren savaş gemileri tarafından açılan yan ateşlerle ağır kayıplar verildiğini ve bu nedenle ordunun, deniz kuvvetlerinden bu gemilerin oradan uzaklaştırılmalarını önemle rica ettiğini” anlatır. Amiral, bu akın için Boğaz’da karakol görevi yapan üç torpidobotu tahsis edeceğini, Alman personeli bu nedenle istediğini belirtir.

Ne var ki, Yüzbaşı Firle Amiral gibi düşünmemektedir. Genç subaya göre torpidobotlarla yapılacak olan akın, çok fazla risk içermektedir. Bu botların tek avantajları zor görülür olmalarıdır. Ancak bir kez görülürlerse düşman donanmasında aynı tonajda tekne olmadığı için kolaylıkla tanınacaklardır. Botların birer torpido kovanları vardır ve hedefe isabet birlikteliği sağlamak, gece koşullarında çok zor olabilir. Ayrıca, akın sırasında emir komuta bütünlüğü bölünecek, belki de seyir ve taarruz aşamalarında botlar arasında koordine kopuklukları yaşanacaktır.

Yüzbaşı  Firle, üç torpido kovanı ve topları bulunan, yüksek hızlı ve çok iyi eğitilmiş personele sahip bir muhriple yapılacak saldırının başarılı olacağı yönündeki düşüncesini Amiral Usedom’a kabul ettirir. Ona göre, tonajı yüksek bir tekne ile düşman donanmasına yaklaşmanın tehlikeleri, kazanılacak zaferin büyüklüğü karşısında göze alınabilir.

Böylece, 6 aya yakın bir zamandır Marmara’da denizaltılarla savaşan deneyimli Muavenet-i Milliye muhribi taarruzu icra edecek gemi olarak seçilir ve bu bağlamda gemi komutanı Yüzbaşı Ahmet Saffet Bey de akının ikinci kahramanı olarak tarih sayfalarındaki yerini alır.

Muavenet-i Milliye muhribi, 1909 yılında Almanya’nın Schichau tersanesinde denize indirilmiş, Donanma Cemiyeti tarafından 1910’da satın alınmış ilk gemidir. Bu nedenle cemiyetin ismini (Donanma-i Osmani Muavenet-i Milliye Cemiyeti) taşımaktadır. Aslında, alındığı sırada deniz kuvvetleri gemiye pek de sıcak bakmamıştır. Muavenet, donanma içersinde hep “yanlış alınmış” bir gemi olarak kabul edilmiştir.(2)

Yüzbaşı  Firle, görevine öncelikle seyir koşulları ve düşman gemilerinin pozisyonları hakkında bilgi toplayarak başlar. Rota olarak Boğaz’ın Avrupa kıyısını izleyecektir. Mayın hatlarının dışında kalan dar su yolu küçük fıçı şamandıralarla işaretlenmiştir. Ancak bu şamandıraların gece görülmeleri kolay değildir. Deniz şiddeti 4-5 olduğunda da bazı fıçılar koparak sürüklenmektedir. Olumsuzluklara karşın Firle, Boğaz’dan çıkışın mümkün olduğuna karar verir.

10 Mayıs gecesini Morto Koyu’nun karşısında bulunan Erenköy’deki obüs bataryasında geçiren Yüzbaşı, burada gözlemcilik göreviyle bulunan Deniz Teğmeni Krieger(3) ile buluşarak düşmanın faaliyetleri hakkında bilgi alır ve karşı sahildeki manzarayı izler. Müttefik donanmasına ait hat, ışıklar içersindeki İngiliz savaş gemileri ile başlayarak Fransız filosu ile devam etmekte ve bu çelikten çizginin sonunda Rus Askold kruvazörü yer almaktadır. Morto Koyu’nu çevreleyen mevzilerden atılan aydınlatma fişekleri de ayrı bir sorundur. Koyun içersinde iki adet zırhlı, demir atmış pozisyonda bulunmakta, ışıldakları ile Türk mevzilerini aydınlatarak aralıksız biçimde bombardımanlarını sürdürmektedirler. Bu nedenle Goliath, yarımadanın güneyinde mevzilenmiş Türk askeri arasında “Kocakarı” ismiyle anılmaktadır. Teğmen Krieger, Firle’ye “ayrıca   6-8 muhriplik bir karakol kuvvetinin Hisarlık Burnu ile Erenköy arasında gidip geldikleri” bilgisini de verir.(*)

11 Mayıs’ta hazırlıklar sürdürülür. Muavenet-i Milliye, akın için elden geçirilir ve bazı düzenlemeler yapılır. Çekilen su miktarının azaltılması için kömür ve yağın yarısı  boşaltılır. Tüm yanacak maddeler, filikalar ve patalye tahliye edilir. 90 kilo barutlu üç adet A-08 modeli Schwarzkopf torpidosu kovanlara yüklenir ve bir adet yedek torpido da güverteye yerleştirilir. Torpidolara 1.200 metre mesafe ve 34 mil hız verilmiştir. Düşman gemileri denizaltı savunma ağı sarkıtmamaktadırlar. Teğmen Krieger’den alınan bu bilgiye dayanılarak torpido uçlarına ağ makası da takılmaz.

Yeni personel düzenlemesine göre gemide 3 Alman subayı olacaktır; Yüzbaşı Firle, torpido subayı Teğmen Andrea ve vardiya subayı Yüzbaşı Sebelin… Ayrıca bu ekibe Başçarkçı Astsubay İendrszok ve Alman erbaş olarak, üç torpido çavuşu, üç torpido kıdemli eri, birer işaretçi ve telsizci erle, altı torpido ve makine eri katılır.

12 Mayıs günü Müstahkem Mevkii Komutanlığı tarafından Işıldaklar Komutanlığı ve Boğaz Kılavuzluğu’na gereken emirler gönderilir.

Muavenet-i Milliye, saat 18.40 da demir alarak heyecan verici seyrine başlar.

Yüzbaşı  Firle’nin savaş ceridesine yazdıkları, bu akının kısa ve öz anlatımıdır:(3)

" 12 Mayıs

Saat 19.00–19.30: Şamandıralarla işaretlenen yoldan seyir edilerek mayın engelleri geçildi. Akıntı nedeniyle çok zorlukla dümen tutulabildi. Şamandıralar gözle izlenebiliyordu. Boğaz çıkışı daha net olarak görülmekteydi.

Saat 19.40: Soğanlıdere önüne mayın engellerinin hemen dışında demirlendi. Bu sırada Boğaz’dan içeri bir zırhlı girerek Morto koyunda demir atıyordu.

Saat 20.00: Hava karanlık. Gökyüzü kapalı ve deniz üzerinde hafif bir sis var.”

        

Firle, Soğanlıdere önünde son bir değerlendirme yaparak saldırının zamanlaması için kararını verir. Düşman zırhlıları aydınlatma ve bombardımanlarını saat 20.20–23.30 arası uygulamaktadırlar. Bombardıman sonrası vardiya değiştirecek olan personelin dikkatlerinin dağılacağını düşünen Firle, gece yarısından sonra taarruza geçmeyi kararlaştırır. 


" 13 Mayıs

Saat 00.30:  Demir alınarak 8 millik ağır yol ile seyre başlandı. Mümkün olduğunca Avrupa kıyısına yaklaşılarak seyrediliyordu. Biraz sonra tam pruvamızda bir düşman zırhlısının dev silüeti görüldü.

Saat 00.45: Karakol yapan birkaç muhribin 600–700 metre borda istikametimizde karşı yöne doğru ağır süratle yol aldığı görüldü.

Saat 01.00: iki büyük savaş gemisi, tam pruvamızda Morto Koyu önünde ve Eskihisar Burnu’na bordalarını vermişler pruva hatlarında yatıyorlar. Sahile yakın seyre devam ettim. Ancak kara siperlerinden şiddetli bir makineli tüfek ateşi geldi ve mermiler güvertemize düşmeye başladı. Biraz açılmak zorunda kalındı.

Saat 01.10: Atış mesafesi kazanmak için Hisarlık Burnu’na yakın rotayı  10 derece iskeleye kırdım. Ağır süratle devam ediyoruz. Torpido kovanları sancağa dirisa edildi. Görevli subaylar güverteye çıktılar.

Saat 01. 13: Önümüzde yatan gemi, el feneri ile iki kez ‘O’ işareti yolluyor. ( parola sorma–’Kendini tanıt’–Almanca ‘Otto’) Muavenet’te bulunan işaretçi er de verilen talimat doğrultusunda aynı işaretle yanıtlıyor.

Ateş  izni verildi

Saat 01. 15: Gemi üçüncü defa aynı işareti veriyor. Önce öndeki, sonra orta ve kıç kovanlardaki torpidolar atılıyor. Torpido izleri, geminin köprüüstü, bacanın arka kenarı ve kıç kısmına doğru izleniyor. Üç kuvvetli patlama. Birinci infilaktan sonra gemi sancak tarafına doğru yatıyor. Kesif siyah duman bulutları içersinde kıç direk bir alev sütununa dönüşüyor. Hiçbir insan sesi ve bağırma duyulmuyor. Arkada yatan gemide de hareket görülmüyor. İkinci torpidonun atılmasından sonra dümen alabanda iskele edilerek tam yol sahile doğru dönüldü. Kıç taraftan, ışıldakların yakıldığı ve birçok vasıtanın seyirde olduğu izleniyor. Düşman muhripleri Muavenet’i görmediler.

Saat 02.00: Soğanlıdere koyuna girildi. Kara bataryaları ve ışıldaklar taarruzdan haberdar edildi. Donanma Komutanlığı’na telsizle şu mesajı çektim;

‘Morto koyunda bir düşman zırhlısı üç torpido ile batırıldı – Firle’ 

Saat 03.30: Düşman muhripleri sancak tarafımızda Asya–Kepez sahilinde seyrediyor, Dardanos ve İntepe bataryaları ateş açtılar. 

Saat 03 50: Düşmana hangi yoldan geçtiğimizi ifşa etmemek için Avusla koyuna geçerek demir attım.

Saat 04. 45: Demir alınarak mayın maniaları geçildi.

Saat 05.00: Çanakkale önünde demirlendi.

Saat 10. 50: Donanma Komutanlığı’ndan Muavenet’e ulaşan telsiz mesajı; ‘İyi yaptın”    

Yüzbaşı  Adolpf Firle, Türkiye’ye karayoluyla gelmesi nedeniyle daha önce donanmaya katılmış olan meslektaşları arasında pek popüler bir subay değildir. Duygularını fazla paylaşmayan ve soğukkanlı bir insandır; dış görünüşüyle de klasik Alman tiplerine benzemez. Mesleki ihtirasını açığa çıkaran ceride satırlarında, “denizlerin tek efendisi bendim” havasını yansıtmış olduğu ise açıkça sezilmektedir.

Firle, daha sonra Donanma Komutanlığı’na gönderdiği raporuna; “Türk personel, komutanından subaylarına ve erlerine varıncaya kadar iyiydiler. Yüzbaşı Ahmet Bey, taarruzdan evvel tüm emirlerin benim tarafımdan verilmesini rica etmişti” cümlelerini yazarak, üstlerine başarının sahibi olduğunu gösterme anlayışını sürdürmüştür.

Ancak, Yüzbaşı Firle’nin ceride ve raporun dışında bıraktığı bir belge daha vardır; bu Alman subayı, birçok meslektaşı gibi savaşın sonlarına doğru anılarını yazmıştır. Bu anıların Goliath’ın batırılışı ile ilgili bölümünde, genç subayın daha paylaşımcı düşündüğü görülür. Türk personel ile ilgili olarak yazdıkları ilginçtir;

“Yolumuz üzerindeki mayınlar nedeniyle seyire çok önem veriyordum ve Ahmet’e özellikle komuta etmesini söyledim… Dümen başında Türk serdümeni bıraktım. Bu serdümen görevini o kadar iyi yapıyordu ki, başka bir serdümen düşünemezdim… Baskından yalnızca Türk komutan Ahmet Bey ve görevi nedeniyle kıymetli ve yetenekli torpido subayı Ali Haydar Bey’in haberleri vardı(**)…. Türkler, duyguları rencide edilmemek koşuluyla askeri birliktelikte, sadık, yardıma hazır ve güvenilir arkadaşlardır…”

Firle, bu anılarında harekata dair farklı ip uçları vermiştir. Gemiye seyir sırasında Ahmet Bey’in komuta ettiği, dümenin Türkler tarafından tutulduğu ve torpidoların Ali Haydar Bey tarafından atıldığı anlaşılmaktadır.(4) 

Düşman donanmasına yapılan bu akının ikinci kahramanı Yüzbaşı Ahmet Saffet Bey’in anlatımları ise, harekata Türk bakışını yansıtır.(5) 

Ahmet Bey, Donanma içersinde Alman silah arkadaşlarına karşı önyargıları  bulunmayan bir subay olarak dikkat çekmiştir. Karadeniz olayından beri birlikte görev yaptığı Alman denizcileriyle uyum içinde çalışmıştır. Örneğin; 3. Filotilla’nın önceki komutanı  Binbaşı Madlung’un yerine atanan Binbaşı Pheiffer’i “Tam bir subay ve centilmen” olarak tanımlar. Ahmet Saffet Bey, anılarını savaş sonrasında Tekirdağlı Sami Bey’le paylaşmıştır:

“Gayret-i Vataniye muhribi ile birlikte değişimli olarak düşman denizaltılarını arama ve avlama görevi sırasında Paşalimanı’nda bulunuyorduk. Çanakkale’de bulunan von Usedom Paşa’dan bir telsiz emri aldım. Bu telsizde ‘Morto Limanı’nda bulunan düşman gemilerine bir baskın yapılacağı, bu nedenle karargaha gelmem’ emrediliyordu.”

Telsizde başka açıklama, ya da Firle’nin yazdığı gibi, Alman torpidobot personeli hakkında bir istek yoktur. Zaten Amiralin, Komodor Pheiffer görevinin başındayken Yarım Filotilla Komodoru’ndan böyle bir istekte bulunulması olanaksızdır.

“Mayısın onuncu günü saat 13.30’da kaleye vasıl oldum. (Firle ile birlikte) Usedom Paşa görev verilecek gemi hakkında kararsızdı. Kıymet-i harbiyesi sıfır olan botlarla bu iş başarılı olamazdı. Ayrıca Paşa, mayın hatları arasından geçilemeyeceği kanısını taşıyordu. Benim Firle’ye bu konuda teminat vermem üzerine hücum şerefi bize bahşedildi.”

Almanya’dan İstanbul’a gelen Firle’nin Boğaz suları, akıntılar ve mayın hatları hakkında bilgi sahibi olmaması da doğaldır.

“İtalya ve Balkan savaşlarında dökülmüş olan serseri mayınların ve işaret şamandıralarının yerlerini kesin olarak bilmemiz gerekiyordu. Önceden Seyrisefain İdaresi’nde kılavuz kaptanı olan Yeniköylü Binbaşı Nazmi Bey(***) tüm planları bize göstererek tafsilatlı bilgi verdi. Firle, Nazmi Bey’i baskına katılarak bize kılavuzluk etmesi için Muavenet’e getirmişti. Gereken bilgilere sahip olduktan sonra onun gemide bulunması için bir neden göremiyordum. Karadan getirttiğim bir araçla bu zatı kıyıya yolladım.(****)”  

“Kuvvetli esen poyraz nedeniyle beklemede kaldık. Ertesi gün Yadigar-ı Millet eşliğinde Nara’ya asker getiren dört nakliye gemimiz, düşman tarafından bombalandı. Üsküdar isimli gemi, 38’lik bir merminin isabetiyle derin sulara batarak yok oldu. Bir sabah önce de düşman bombardımanı neticesinde yanarak dumanlar içinde kalan Gelibolu önünden geçmiştik. Bu acı manzara, kalplerimizi sızlatmıştı. Vatanımızın selameti ile ordumuzun intikamını alma duygularımız, düşmana olan kinimizi kat kat arttırıyordu. Mayıs’ın on ikinci günü havanın uygunluğu nedeniyle harekata karar verdik ve saat 17.00’de personele aldığımız görevi tebliğ ettim. 25 Türk subay ve 85 efratla, Yüzbaşı Firle, Teğmen Andrea (Ahmet Bey, Firle’nin yazdığı gibi üçüncü bir Alman subayının, yani Yzb. Sebelin’den söz etmiyor) ve 12 Alman efrattan ibaret olan 125 kişilik mürettebatımızla saat 19.00’da Çanakkale’den hareket ettik. Bir süre refakat ediyormuş süsü vererek, cepheden dönen Enver Paşayı taşıyan Kütahya torpidosunu izledik. Havanın kararmasından sonra Nağra Burnu’ndan dönüş yaparak, Kilidülbahir’e doğru yol verdim.

Soğanlıdere’ye kadar olan tehlikeli mıntıkada kazaya uğramadan seyir edebilmemiz büyük bir başarı olacaktı. Bu heyecanlı yolda basiret ve itidal ile 50 dakika sonra tehlikeli mayın hatlarından sıyrılarak Soğanlıdere’ye demirledik. Saat 20.00’de bir düşman zırhlısı Seddülbahir’e demir attı. Karanlık ve sakin bir gece idi. Ay görülmüyor, gökyüzü yalnızca yıldızların zayıf ışıklarıyla biraz aydınlanıyordu. Rumeli sırtları, kenar sulara koyu gölgeler düşürüyordu. Yüzlerce mermi sarfeden düşman gemisi, derin bir sessizliğe dalarak ışıldağını söndürmüştü. Amacımız düşman gemisinde uykusu gelen denizcilerle biraz daha uyumak isteyen diğerlerinin nöbet değiştirme saatinde harekete geçmekti.

Saat 00.45’te Soğanlıdere’den demir aldık. Bacalardan alev çıkması üzerine süratimi 8 mile düşürerek ve Rumeli kıyılarının gölgelerine sığınarak seyre başladım. Daha önceden dışarıya ışık göstermemek için lomboz camlarını siyaha boyatmış ve kumanda telsizinin çok ses çıkaran zillerini söktürmüştüm. Baştanbaşa karanlıklar içinde yol alan Muavenet’i Milliye muhribinden ne bir ışık sızıyor ne de hayat olduğuna dair bir ses işitiliyordu. 

Yine de hareketimizden biraz sonra cephede bulunan birliklerimize yeteri kadar bilgi vermediğimiz için sahilden gelen bir yaylım ateşi altında kaldık. Ayaklarımızın dibine düşen ve kulaklarımızın kenarından vızlayarak geçen mermilerden bir zarar görmedik.

Karşımızda pruvası Seddülbahir Kalesi’ne dönük biçimde dev bir zırhlı yatıyordu. Morto koyunda Firle’nin söylediği gibi iki değil yalnızca bir düşman gemisi demirlemişti.

Gece saat 01.00’de biz zırhlı ile Rumeli sahili arasına girmiştik. Hedef ile aramızda tahminen 1200 metrelik bir mesafe vardı. Zırhlının yanından ayrılarak Anadolu sahili yönünde seyreden iki muhrip karanlığa gömülerek gözden kayboldular.

Tam bu sırada karadaki düşman mevzilerinden atılan bir aydınlatma mermisinin ışığında bizi gören düşman, işaretle parola sormaya başladı. Hızla rota değiştirerek hedefin pruvasına dönerek, ülkelerarası  işaret diliyle şu cevabı verdirdim; ‘Hazır ol’. Amacım sürekli olarak verdiğim bu işaretle düşmanı şaşırtarak kendi muhriplerinden biri olduğumuzu sanmasıydı. Bu aldatmacada başarılı olduk. Düşman ne ışıldağını kullandı, ne de ateş açtı.

Saat 01.10’da düşmanın 200-300 metre açığından ve sancak baş  omuzluğu istikametinden alabanda iskele ederek birbirini izleyen üç torpido attık. Patlamalardan sonra geminin bulunduğu noktaya baktığımda o dev gövde yerinde yeller esiyordu. Düşman zırhlısı karanlık sularda kaybolmuş, geride boş bir denizden başka hiçbir şey kalmamıştı. İki muhribin hızla olay yerine gelerek kurtulan personeli aramaya başladıklarını gördük. Gemiler ışıldaklarını yakarak bizi de arıyorlardı. Önce tam yol verdim, ancak bacalarımızdan alev çıktığı için tekrar hızı düşürmek zorunda kaldım.

Mayın hatlarının başladığı yer olan Soğanlıdere’ye ulaşarak, sabahı beklemek amacıyla demir attım. Düşman gemileri Boğaz’ın iki tarafını tarayarak bizi arıyorlardı. Sahil bataryalarımızın açtığı yoğun ateş karşısında tutunamayan düşman, bir süre sonra bu faaliyetine son vererek çekildi. İstihkamlarımızın sağladığı güvenlikle sabahı ettik. Aydınlanmaya başlayan havada şamandıralar fark edilmeye başlamıştı. Havuzlara doğru süzülüp kaydım. Saat 04.45’te etrafı kesif bir sis kapladı ve deniz üzerinde elma gibi görünen şamandıralar arasından kemali muaffakiyetle geçerek bir gece de Paşalimanı’nda dinlenip, Mayıs’ın ondördüncü günü sabahleyin bando ile karşılandığımız, donanmamızın yatmakta olduğu İstinye limanına demirledim. Subaylarım ve efradım görevlerinin tam hakkını vermiş oldukları için Muavenet-i Milliye muhribi bu başarıyı elde etmiştir.”

İki komutanın anlatımlarında kronoloji açısından önemli farklılıklar görülmez. Ancak Yüzbaşı Sebelin ve koyda bulunan gemi sayısı konularında ikisinin hemfikir olmadıkları açıktır. Düşman gemilerine verilen şaşırtma yanıtları hakkında da çelişki vardır. İngiliz resmi tarihi ise, anılan olayda, Morto Koyu’nda iki savaş gemisinin; HMS Goliath ve HMS Cornwallis’in görev aldığını belirtmiştir. 

Akından sonra Muavenet’in güvertesinde çekilmiş olan fotoğrafta da üçüncü bir Alman subayı da yoktur. Sonuçta; Sebelin konusunda Yüzbaşı Ahmet’in, gemi sayısında da Yüzbaşı Firle’nin haklı olduklarını kabul etmemiz gerekir.

Öte yandan, iki komutan da gemiyi kendilerinin idare ettiklerini yazmışlardır. Firle, yabancı bir ülkede Alman çıkarları için görev almış profesyonel bir subay olarak anlatımları üslupça kurudur… Anılarında işini yaparken yansıttığı izlenim ve düşüncelerinin yanında en ufak duygu belirtisine rastlamak mümkün değildir. 

Ahmet Saffet Bey ise her şeyden önce kendi harem-i ismetini, yani vatanını  savunan bir subay olduğunu hissettirir; düşmanın yaktığı  Gelibolu onun şehri, batan Üsküdar vapurunda şehit olan Mehmetçikler onun kardeşleridir... Yüzbaşı Ahmet, yüreğindeki acı ve düşmana duyduğu kinle görev yapmıştır.  

Türk Donanması Çanakkale Savaşı süresince Boğaz ve Marmara Denizi’nde denizaltı belasıyla uğraşmak zorunda kalmış, Osmanlı  Donanması, Birleşik Donanma karşısında Boğaz’dan çıkamamıştır. En güçlü gemileri Yavuz ve Midilli’ye de gerçek sahipleri olan Almanlar, “kaybederiz” korkusuyla bu cephede görev yaptırmamışlardır. Muavenet-i Milliye, Boğaz’da hakimiyetini sürdüren düşmanın karşısına tek başına çıkarak deniz kuvvetlerinin onurunu kurtarmıştır.

Bu kahraman geminin kaderi ise üzücüdür. Muavenet, her şeye karşın yine de “yanlış alınmış gemi” olma yazgısını değiştirememiş, 1923 yılında hizmet dışı bırakılıp 1953 yılına dek ona yakışmayacak işlerde kullanılmıştır. Sonunda hurdacılara satılacaktır. Çanakkale Savaşı’nın en kahramanca deniz görevini yapan Muavenet, denizcilik tarihimizde iz bırakmış; ancak sahip çıkılmamış gemilerle aynı kaderi paylaşır.

Komutan Yüzbaşı Ahmet Saffet Bey ise daha şanslıdır. Akından sonra rütbesi binbaşılığa yükseltilir ve o dönemde Bahriye Nezareti’ne de vekalet eden Başkomutan Vekili Enver Paşa’dan bir takdirname alır. Mesleğinin şahikası ise bir Cuma Selamlığı sonrasında Sultan Mehmet Reşat tarafından selamlanmak olur. Bu törende, onunla birlikte, Yüzbaşı Firle, Teğmen Andrea, Ali Haydar Bey ve Sultanhisar Komutanı Yüzbaşı Ali Rıza Bey de madalya alırlar…(6) Süvarilere Altın Liyakat, subaylara Gümüş İmtiyaz, erlere de Gümüş Liyakat madalyaları verilir. Donanma Cemiyeti de kahramanları para mükafatıyla ödüllendirir.

Muavenet-i Milliye’nin Goliath’ı batırması, çok önemli sonuçlar doğurmuştur. Bazı tarihçiler, donanmayı idare edenlerden sonra İngiliz Savaş Kabinesi’nin 25 Mayıs 1915’te değişmesine de bu olayın neden olduğunu yazmışlardır. Düşman donanmasına 18 Mart’tan sonra adeta ikinci bir bozgun tattıran bu olayın 10 gün kadar sonrasında da bir Alman denizaltısı Kabatepe açıklarında HMS Majestic zırhlısını batıracaktır. Böylece, Çanakkale önündeki Müttefik donanması, Goliath ve Majestic’in peşpeşe batırılışıyla öz güvenini kaybetmiş, savaş sürecindeki önemli etkinliği büyük ölçüde yok olmuştur. (7)

Goliath’la birlikte verilen insan kayıpları da ağırdır. 570 denizci, Morto Koyu’nun karanlık sularında yaşamlarını yitirmiştir. Gemi komutanı Albay Thomas L. Shelford, Başçarkçı Edwin Bishop ve Filo Başhekimi George A. Bent gemiyle birlikte batanlar arasındadır. 

İclal ÖRSES - Tunca ÖRSES   ÇANAKKALE 1915 Dergisi - Aralık 2009

Notlar(*) Teğmen Krieger, Amiral Usedom’un emir subayıydı. Gözlem subayı olarak Muavenet olayında rol oynamıştı. Teğmen hakkında Albay Şerif Güralp’ın anılarında bazı açıklamalar var. Bu açıklamalardan, Morto Koyu’ndaki zırhlılara bir akın yapma fikrinin Teğmen Krieger’den Amiral Usedom’a aktarılmış olduğu düşünülebilir.

“Birgün Kolordu 1. Şb. Müdürü Kurmay Bnb. Haydar Bey (Alganer) bir Alman deniz teğmeniyle birlikte geldiler.:

‘Şerif Bey, Senin raporlarınla ordu iyi işler başarıyor. Lakin bunların daha mükemmel ve verimli olabilmesi için sana yardımcı olarak bir deniz teğmeni getirdim. Bay Krieger bundan sonra senin yanında kalacak. Denize ait raporlarında sana yardım edecektir’ dedi.

Yeni yardımcım, diğer Almanlara hiç benzemiyordu. Kara kaşlı, kara gözlü, buğday tenli, fidan gibi ince boylu Bavyeralı bir genç subaydı..Bir gün bana; "Komutanım, Morto limanında yatan Goliath zırhlısı gece gündüz aynı yerde duruyor. Eğer bana bir vasıta verilse bir gecede ben onu büsbütün batırabilirim" dedi...

Cevap verdim: ‘Yazılı olarak teklif yap...’

Aynı  günde yazılı olarak müracaatını yaptı. Ben de yukarı  makama gönderdim. Üç gün sonra kendisini Çanakkale'ye çağırdılar. Giderken bana:

‘Yarın gece Kumkale'de bulunursanız, gece yarısından sonra onu nasıl batırdığımı yakından görürsünüz’ dedi.

Dediği gece, hakikaten o muhteşem, Anadolu tarafında İntepeleri inleten Rumeli tarafını titreten koca İngiliz harp gemisi Morto Limanında mortoyu çekti. Denizin dibine gitti. İki gün sonra benim yardımcı da geri döndü. Müfreze karargahında yorgun atından indi. Yüzü pek neşeli değildi. Elini sıkarak;

‘Tebrik ederim Bay Krieger, doğrusu çok başarılı oldun’ dedim.

 ‘Komutanım, Goliath'ı ben değil, bir Türk deniz subayı batırdı’ dedi.” 


(**) Ali Haydar Bey daha sonra Yekta Ragıp Önen’e “Goliath’ı Ben Batırdım” başlığıyla anılarını dikte ettirmiştir. Bu anılarda bu kez de Haydar Bey’de “öne çıkma”, ”tek kahraman bendim” anlayışı olduğu gözlenir.


(***) Nazmi Bey de anılarında Muavenet ile ilgili çalışmalarını anlatmıştır. Nazmi Bey, Muavenet’teki görevinden dolayı mükafat aldığından söz etmektedir:

12 Mayıs 1915 Çarşamba

"Saat 19.00'da Merten Paşa'dan alınan emir üzerine düşman gemilerine taarruz edecek Muavenet-i Milliye muhribini Soğanlıdere'ye göndererek oradan Mesudiye stimbotuna çıktım. Bu stimbotla Soğanlıdere'den itibaren birinci şamandıranın yanında demirledim. Nitekim Muavenet-i Milliye geri dönerek şamandıranın yanında bir kırmızı fener göstermektedir. Mülazım Enver Efendi ve 4 er de Havuzlar'da 4 kulaça demirledikleri Çanakkale içinde yine bir kırmızı fener gösterecekler ki, bununla adı geçen yerde Muavenet-i Milliye'ye demir yeri gösterilmiş olacaktır."

13 Mayıs 1915 Perşembe 

"02.30'da Muavenet-i Milliye Karanfilburnu'nda bütün seyir fenerlerini yakmış olarak göründü ve bizden kırmızı fener gösterilmekte olduğundan süratle Havuzlar'a doğru yanımızdan geçti. Tekrar Muavenet'e geçtim. Muavenet bir düşman zırhlısına tam isabetle 3 torpido atarak adı geçen zırhlıyı birkaç dakika içinde batırmıştır. Zırhlı hiç müdafaa edilmemiştir. Diğer zırhlılar da şaşkınlıktan ateş açamamıştır.

 9 Haziran 1915 Çarşamba 

"Osmanlı  Donanma Cemiyeti tarafından Muavenet-i Milliye muhribinde bulunduğumdan dolayı hediye edilen bir kese içinde 48 adet Osmanlı lirasını  Hamidabad torpidosu süvariliğinden aldım..." (8)

(****) Ahmet Bey’in evrensel bahriyeli düşüncesiyle, tüm gemi komutanları  gibi güvertesinde başka üst rütbeli subayların dolaşmasından hoşlanmadığı anlaşılıyor.


Kaynakça

1- David Fallon - Capt. MC. – Big Fight - W. J. Watt Company- London, 1917

2. Amiral Lorey - Türk Sularında Deniz Hareketleri- Deniz Matbaası 1936, Çeviren: Tekirdağlı H. Sami

3. Şerif Güralp - Çanakkale Cephesinden Filistin’e, Güncel Yayıncılık, İstanbul, 2003

4. Yekta Ragıp Önen -    Yıllarboyu Tarih dergisi, Nisan 1982

5. Victor Rudenko -      Gelibolu, Denizden Saldırı, ODTÜ Geliştirme Vakfı Yayınları, Ankara, 2009

6. Ali Rıza Kaptan -  AE-2 Denizaltısını Ben Batırdım, Millet Yayınları, İstanbul, 1946

7. Robert R. James -  Gelibolu Harekatı, Belge Yayınları, İstanbul, 1965

8. Nazmi Bey - Çanakkale Deniz Savaşları Günlüğü, Deniz Müzesi Kom., Çanakkale, 2004


Güncellenme Tarihi: 13.01.2010 22:02:05

  Yazıcı Dostu         Arkadaşına Gönder         Yorum Yaz    


Bu sayfayı ziyaret eden 845. kişisiniz.

Yorumlar

Bu Yazıya Yorum Eklenmemiştir. İlk yorum yazan siz olun

Diğer Başlıklar

 
Çanakkale Savaşı hakkında basılan ilk hatıra kitabından notlar
Muavenet-i Milliye Goliath'a karşı
Nusret'in kahramanı tarih yazdığı geceyi anlatıyor
Çanakkale Şehitleri için yapılan ilk tören (18 Mart 1916)
Lozan'da Çanakkale şehitlerini İngiliz'e teslim etmiştik
Yaşayanların dilinden: Çanakkale'nin Kahraman Topçuları
Çanakkale kara savaşı sırasında casusluk olayları ve Türklerin casusluk olaylarına karşı aldıkları tedbirler
Osmanlı Donanmasının Mânevi Fenerleri
Çanakkale'de ruhunu arayan millet
Su... Su... En tesirli kelime su…su...
Çanakkale ve Akif nasıl unutturuldu?
25 Mart 1915 tarihli Donanma Dergisinden iki makale
Çanakkale Savaşı'nda bayram mesajı - Tuncay Yılmazer
Çanakkale'de bir şair: Ahmet Haşim
Şehitlikte başı kapalı olmak…
18 Mart Çanakkale - Mümtaz'er Türköne
Çanakkale: Medreseliler savaşı - Ali Bulaç
Çanakkale Muharebe Alanlarında Çevre Kirliliği - Tuncay Yılmazer
Bir Bulut Hikayesi - Dr. Tuncay Yılmazer
CHP gençliğinin Çanakkale şehitleri rezaleti - Mustafa Armağan
Bir hekimin ölümü - Dr. Tuncay Yılmazer
Gayrimüslim vatan şehitleri - Mehmet Gündem
Tarih'te Çanakkale - Ali Ünal
Tarih aynasında Çanakkale - Ali Ünal
Tarih - Roman İlişkisi ve Çanakkale Harbi Örneği - Sezai Coşkun
Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Tahmis - Beşir Ayvazoğlu
Seyyid Onbaşı - Yahya Kürekçi
Çanakkale edebiyatımız niçin 'vasat'? - Ahmet Turan Alkan
 

Bölümün en çok okunanları

Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Bir Bulut Hikayesi - Dr. Tuncay Yılmazer
Çanakkale'de bir şair: Ahmet Haşim
25 Mart 1915 tarihli Donanma Dergisinden iki makale
18 Mart Çanakkale - Mümtaz'er Türköne
CHP gençliğinin Çanakkale şehitleri rezaleti - Mustafa Armağan
Gayrimüslim vatan şehitleri - Mehmet Gündem
Yaşayanların dilinden: Çanakkale'nin Kahraman Topçuları
Çanakkale Şehitleri için yapılan ilk tören (18 Mart 1916)
Çanakkale kara savaşı sırasında casusluk olayları ve Türklerin casusluk olaylarına karşı aldıkları tedbirler

En çok okunan haberler

Çizgi Film - Çanakkale Geçilmez!
Çanakkale Savaşları esnasında çekilen video
1. Dünya Savaşında Türk Askerî Kıyafetleri - Tunca Örses / Necmettin Özçelik
Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Çanakkale Şehitlerine - Mehmet Akif Ersoy
Çanakkale Şehitlerine - Mehmet Akif Ersoy
Çanakkale Gazileri Video Klibi
Rüya - Peygamber Efendimiz'in (SAV) ruhaniyeti Çanakkale'de
Kinali Kuzular - Canakkale Marsi
Anasından Hasan Çavuşa Mektup
Ayvaz Baskı



Haftanın Sorusu

Çanakkale cephesi kara muharebeleri hangi tarihte başlamıştır?
18 Mart 1915
19 Şubat 1915
25 Nisan 1915



Copyright© 2007-2010 E-Posta: duryolcu.com@gmail.com Msn: duryolcu.com@hotmail.com

magicfinger.NET