sadeceucuz.com
 
Ana Sayfa | Hakkımızda | Ziyaretçi Defteri | Reklam | Sık Kullanılanlara Ekle | İletişim     
 
 Haberler
 Makaleler
 Dosyalar
 1.Dünya Savaşı
 Çanakkale
 Boğaz Harbi
 Kara Muharebeleri
 Hava Muharebeleri
 Cephe Koşulları
 Kahramanlar
 Hatıralar
 Şiirler
 Gazilerimiz
 Anzaklar
 Kim Kimdir?
 Şehitlik ve Anıtlar
 Müze ve Galeriler
 Yabancı Anıtlar
 Tanıtma Merkezleri
 Kale ve Tabyalar
 Arşiv Belgeleri
 Faydalı Linkler
 Haritalar
 Yeni Çıkan Kitaplar
 Ziyaretçi Defteri
 Videolar
 Foto Galeri


 
 
 
 
 
 
 

   Ozan Bodur

Mehmet Akif ve Çanakkale


12 Mart İstiklal Marşının kabulü ve Mehmet Akif Haftası Münasebetiyle Mehmet Akif ve Çanakkale

Çanakkale’nin Matematiği yoktur! Ruhu vardır…

Çanakkale…

Her şeye rağmen bir mukavemet, bir savunma ve bir direniş meydanı, Hatta dünyanın en çetin "en zor" meydanlarından biri… Düşman tek bir ülke ve devletten değil yedi düvelden, üstelik güçlerini o dönem ki Osmanlı ile kıyaslamak bile saçma, silahları ve teçhizatları Osmanlı’ya göre çok iyi… Devasa gözlem balonları, uçakları, zırhlı gemileri ve ateş güçleri… Toplam 250.000 üzerinde askerleri ile ufacık bir karayı mahşere çeviriyorlar.

Mücadele verilen tek unsur düşman da değil, yazın yakıcı sıcaklar, kışın müthiş soğuklar… Siperde tek korkulan düşmanın el bombaları da değil, akrepler ve bitler… Düşmanın sadakat bozmak için yaptırdığı bin bir çeşit propaganda ve her şeye rağmen direnen Mehmetçik…

Burası Çanakkale ve buranın matematiği yok, insanın akıl köprülerini şak diye ortadan ayırıveren bir ruhu var… Biz bugün buna Çanakkale Ruhu diyoruz…

Ve Akif… Aşkın, inancın,  davanın ve çilenin tutkunu… Fikir tezgâhında gergef gergef umut dokuyan istiklal şairi… Kalbinin zümrüt tepelerinde yoğurduğu ulvi duygular ile kaleme aldığı istiklal marşı,  bundan tam 88 yıl önce, bu necip milletin milli marşı olarak 12 Mart 1921 de kabul edilmişti. Onun aziz hatırasını ve bugün göğsümüze gererekten okuduğumuz İstiklal Marşımızın kabul edilişini,  88.defa kutlamaya hazırlandığımız şu günlerde O’na ve O’nun Çanakkale sevdasına dair hatıraları hatırlatmayı bir borç bildim… İşte O ve O’nun eşsiz Çanakkale Sevdası…

Akif: "Mehmetçik Çanakkale de çarpışırken bu otelin lüksü beni rahatsız eder"

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Hintli, Mısırlı ve diğer Asyalı Müslümanlar İngiliz ve Fransızlar tarafından propaganda bombardımanına tutulmuştu. Alenen İngilizler tarafından kandırılıyorlardı, İngiliz propagandası bu Müslümanlara, Almanların Halife’yi esir aldığını, İttihat ve Terakki Partisinin buna göz yumduğunu, Padişah olan Halifenin zor durumda olduğunu ve kurtarılması gerektiğini söylemekteydiler… Bu propaganda biçimini Çanakkale’nin cephelerinde bile sürdürmüşlerdi…

İşte Mehmet Akif devlet görevlisi olarak bu propagandaları çökertmek için karşı propaganda faaliyetleri için Almanya da esir edilen Müslüman üsera ile görüşmek ve İngiliz propagandalarının yanlışlığını anlatmak için Almanya’daydı…

Halife’nin selamı ile söze başlayan Mehmet Akif, Vunsdof’da ki esir kampında Müslüman esirlerle bir dizi konuşma yapmıştı. Onun bir su gibi akan konuşmalarını dinleyen ahali, İngiliz ve Fransızların oyununa geldikleri için oldukça üzülmüştü. Akif’in konuşmaları o kadar etkili olmuştu ki bu konuşmaları plaklara dolduran Alman yetkililer, ülkenin diğer esir kamplarında yaşayan Müslüman esirlere de bu konuşmaları dinletmişlerdi…

Merhumun, Almanya da iken, aklı fikri Çanakkale’deydi…

Almanlar, onu özel ve önemli bir misafir olarak ağırlamak adına bütün Avrupa’nın en lüks otellerinden biri olan Adlon Oteli’ni uygun görmüşlerdi fakat Akif, Adlon’un şatafatından ve lükslüğünden rahatsız olmuştu, Alman yetkililere, daha mütevazı bir yerde kalmak istediğini söylemişti…

Alman yetkililer Akif’in bu ricası karşısında şok olmuşlardı, neden burada kalmak istemediğini sorduklarında ise:

"…Benim burada temsil ettiğim milletin evladı olan Mehmetçikler, şimdi Çanakkale de kan ve can pazarında iken bu otelin şatafatı beni rahatsız eder, burada ki lüks bana batar…" cevabını almışlardı…

Akif: "Ömer Bey bu Çanakkale Ne olacak?"

Akif’in Çanakkale aşkına dair önemli bir ayrıntıyı da o dönemde kendisi de Almanya da bulunup Akif’e kader arkadaşlığı yapan askeri ateşimiz Ömer Lütfi Bey şu şekilde aktarmaktadır:


"Berlin de merhumun en büyük endişesi Çanakkale idi… Gece gündüz Çanakkale’yi düşünürdü, her sabah tekrar ederdi;

" Ömer Bey! Bu Çanakkale ne olacak? "

" Allah bilir ama vaziyet tehlikelidir. Askeri açıdan düşününce pek umut yoktur, ancak madde dışında insanüstü bir olay olmalı ki Çanakkale dayansın" derdim… Ben böyle dedikçe:

" Eyvah! Eyvah! Son sığınağımızda yıkılırsa ne olur? Ne olur?" Diyerek çocuklar gibi gözlerinden yaşlar dökülürdü. Çanakkale için ağlamadığı gün yoktu, ben savaşın şartlarından söz ettikçe canı sıkılırdı… Onun böyle askeri yorumlara tahammülü yoktu,O daima kesin bir kelime isterdi…

Bütün dünya toplanıp Çanakkale’ye hücum etse Çanakkale yine de düşmez…’’

" O’nun büyük imanı başka bir ihtimale müsait değildi, onun için tehlikeden bahsettikçe içi yanardı, o zaman bende savaşın şartlarını bir kenara bırakıp, O’nu teselli ederdim, benim O’nda gördüğüm vatan sevgisi o kadar yüksekti ki tarifi mümkün değildir…"

Bir edebiyat şaheseri: "Çanakkale Şehitlerine…"

" Çanakkale Şehitlerine " diye başlayan o muazzam destan, Türk Edebiyat Tarihinin en anlamlı şiirlerinden biridir. Tamamen his ve duygu doludur. O şiiri okuduğunuz da adeta Çanakkale’ye, 1915’lere gidersiniz ama o şiiri yazan mütevazı efsane hiç Çanakkale’ye gitmemiştir.

Akif, Çanakkale Savaşının sahnelerini madde gözü ile hiç görmemiştir ancak Mehmetçik ve vatan sevdası ile o kadar birleşmiştir ki sanki tüm olaylar onun hemen gözünün önünde cereyan etmiş gibidir…

Yani Akif, Çanakkale’yi gözyaşı ve ruh ekseninde yazmıştır… Çünkü Akif Çanakkale’ye hiç gelmeden hem yaşamış hem de yazmıştır Çünkü Akif bu millete kara sevda ile bağlıdır, Çünkü Akif inancın zaferinin; aşk artı iman formülünde yattığını çok iyi bilmektedir…

Akif, hiç görmediği ama ona hep yakin olduğu Çanakkale’sinin destanını Gelibolu topraklarına binlerce kilometre uzakta, Arabistan da ki El-Muazzama adlı küçük bir tren istasyonun arkasında hurmalıklarda yazmıştı…

O yine mühim bir görev için bu defa Arabistan’daydı… Hedef yine İngiliz propagandalarına karşı "karşı propaganda" yapmaktı, İngilizler bu topraklara ihanet tohumları ekiyorlardı, sadece Hintli ve Mısırlı Müslümanları kandırmakla yetinmeyen İngilizler, bu topraklarda ki Arapları da Osmanlı’ya karşı kışkırtmaya başlamıştı, Lawrence, G.Bell gibi dünyaca ünlü İngiliz ajanları iş başındaydı…

Mehmet Akif, engin görüşleri ve akıcı hitabı ile bu defa da Arapları, İngilizlerin oyununa gelmemeleri için uyarıyordu, el-Muazzama tren istasyonu da Akif’in yaptığı bu yoğun çalışmaların menzili olmuştu…

Bir gün bu küçük istasyona akşamdan sonra düşen bir telgraf, binlerce güneşin, hilalin ayakta kalması için verdiği mücadelenin kazanıldığını müjdeliyordu, evet, Çanakkale Savaşı on dört aylık bir mücadeleden sonra Çanakkale Zaferi olmuştu…

Artık Mehmetçik Bedrin Aslanları kadar şanlı idi, artık onların başı, başlarına taç diye Kâbe’nin konması bekliyordu, artık onların başını hiçbir kuvvet aşağı eğdiremezdi, artık onlar ecdatlarının gökyüzünden aşağı inip, pak alınlarından öpmesini bekliyorlardı ve artık onlar ağıt ve makber değil, Çanakkale Ruhu’nun babası "Güzeller Güzeli" Efendimizin (sav) cemaline taliptiler…

Bu ne mukaddes bir müjde idi…

Akif’in göz pınarları dolmuştu, gönlünde, yıllarca sevgilisini bir bekleyen aşığın heyecanı dolanıyordu, kalemi kâğıdı kaptığı gibi kendisini istasyonun arkasında ki hurma bahçesine atmıştı…

Buraya geldiğinde sırtını hurma ağacına yaslayarak, ellerini semaya kaldırdı;

" Allah’ım!" dedi… Devam etti…

"…Bana, bu aciz kuluna, bu destan yazma imkanını bahşet, bu yüce vazifeyi bana nasip et sonra canımı al.Ya Rabbi!Bana bu lütfü çok görme,in’am ve ikramının hazinesinden bu aciz kulunun şu duasını barigah-ı uluhiyetinde kabul eyle…"

Ve Akif yazmaya başlamıştı… Gözyaşlarıyla ıslattığı sayfalarda dolaşan feyz yüklü kalemi dünyanın en inanılmaz destanını, iman mürekkebi ile nakış nakış işlemeye başlamıştı…

Vakit sabah namazına doğru yaklaştığında ise son noktayı koymak üzereydi;

Sen ki son ehl-i salibin kırarak savletini
Şarkın en sevgili sultanı Salahattin’i
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran…
Sen ki İslam’ı kuşatmış,boğuyorken hüsran,
O demir çemberi,göğsünde kırıp parçaladın,
Sen ki ruhunla beraber gezer ecramı adın
Sen ki a’sara gömülmezsen taşacaksın…Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar,seni almaz bu cihat…
Ey şehid oğlu şehid isteme bende makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber…

Osmanlı Devleti, henüz savaş devam ederken, Çanakkale'de yaşananların halka ulaştırılması, halka malolması ve unutulmaması için, şairleri, yazarları, ressamları Çanakkale’ye getirir ve onlardan Çanakkale’yi tasvir eden eserler beklerler ama berhava, Çanakkale’yi görenler orayı hiç görmeyen Akif’in gölgesinde kalırlar…

O Çanakkale’den Sakarya’ya değin mazlum bir milletin haklı haykırışının, en gür sesi olmuştu… Çanakkale direnişin, Akif de dirilişin sesi olmuştu…

Onu destanın sesi yapan ve Çanakkale Destanını abideleştiren eserini yazmasına sebep olan ruha bugün ne kadar muhtacız değil mi?

Kaynaklar:

*M.Ertuğrul Düzdağ,M.Akif.Ersoy,Dr.Lütfi Şehsuvaroğlu,Mehmet Akif Ersoy,Akmet Kabaklı,Mehmet Akif,Vehbi Vakkasoğlu,Mehmet Akif,Kazım Yetiş,Bir Mustarip;M.A.Ersoy,Vehbi Vakkasoğlu,Çanakkale de Şahlananlar,İbrahim Refik,Çanakkale’nin Ruh Portresi,İbrahim Refik,Tarih Şuuruna Doğru-1,www.wikipedia.org/wiki/MehmetAkif, www.mehmetakifersoy.com , www.youtobe.bom/mehmetakif.


Güncellenme Tarihi: 13.03.2009 13:52:18
  Yazıcı Dostu         Arkadaşına Gönder         Yorum Yaz    


Bu sayfayı ziyaret eden 1653. kişisiniz.

Yorumlar

Ömer Çakır (13.03.2009)
Ozan Bey, 12 Mart İstiklal Marşının kabulü münasebetiyle Mehmed Akif ve Çanakkale konusundaki güzel yazınızı ilgi ile okudum. Konunun ruhuna uygun üslubunuz için sizi ayrıca kutlarım. Yazınızın sonununa doğru Çanakkale Zaferinden günler sonra, Osmanlı devleti bu destanın unutulmaması için şairleri, ressamları Çanakkaleye getirir ve onlardan Çanakkaleyi tasvir eden eserler bekler diyorsunuz. Zamanın Harbiye Nezâreti tarafından başlatılan harp edebiyatı kampanyasının bir parçası olarak bir grup edebiyatçının Çanakkale Cephesine götürülüp gezdirildiği doğrudur. Fakat bu gezi sizin yazınızda belirttiğiniz gibi Çanakkale Zaferinden günler sonra değil, savaş devam ederken gerçekleşmiştir. Zira, şair, muharrir ve ressamlardan mürekkeb o günkü adıyla İstanbul Heyet-i Edebiyesi, 28 Haziran 1331de Çanakkale meydan-ı harbine varmış; 9 Temmuz 1331de de İstanbula geri dönmüştür. Bilindiği üzere bu tarihlerde Çanakkalede savaş devam etmektedir. Heyetin gezisi hakkında geniş bilgi için bkz. Ömer ÇAKIR, “Birinci Dünya Harbi Sırasında Harbiye Nezareti’nce Başlatılan “Harp Edebiyatı” Kampanyası ve Bu Çerçevede “İstanbul Edebiyat Heyeti”nin Çanakkale Cephesi’ne Gönderilmesi”, Yedinci Askerî Tarih Semineri Bildirileri, Genelkurmay Basımevi, Ank., 2000, s.273-286. (İkazınız doğrultusunda yazı tashih edildi. Teşekkür ederiz. O.B.)

Yazarın diğer yazıları

 
Mehmet Akif ve Çanakkale (bulunduğunuz sayfa)
Vefatının 91. Yıldönümünde Abdülhamid Han ve Çanakkale
Çanakkale'de mehmetçik aç mı savaşmıştı?
Çanakkale'de kaç şehit verdik?
 

Yazarlar


Site Editörü
Uryânizâde Ali Vahid Efendi'nin Hatıraları

Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır
Çanakkale şehitleri için yapılan ilk tören

Necmettin Özçelik
Çanakkale Süvarileri

S.Ahmet Sılay
Çanakkale'nin önsözü

Dr. Lokman Erdemir
İtilaf devletlerinin suistimalleri

Ozan Bodur
Mehmet Akif ve Çanakkale
Ayvaz Baskı



Haftanın Sorusu

Çanakkale cephesi kara muharebeleri hangi tarihte başlamıştır?
18 Mart 1915
19 Şubat 1915
25 Nisan 1915


En çok okunan yazılar

Çizgi Film - Çanakkale Geçilmez!
Çanakkale Savaşları esnasında çekilen video
1. Dünya Savaşında Türk Askerî Kıyafetleri - Tunca Örses / Necmettin Özçelik
Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Çanakkale Şehitlerine - Mehmet Akif Ersoy

En çok yorumlananlar

Ziyaretçi Defteri Oku / Yaz
Çanakkale Savaşları esnasında çekilen video
Çizgi Film - Çanakkale Geçilmez!
Dün ve Bugünün Fotoğrafları
Çanakkale Gazileri Video Klibi

Copyright© 2007-2010 E-Posta: duryolcu.com@gmail.com Msn: duryolcu.com@hotmail.com

magicfinger.NET