sadeceucuz.com
 
Ana Sayfa | Hakkımızda | Ziyaretçi Defteri | Reklam | Sık Kullanılanlara Ekle | İletişim     
 
 Haberler
 Makaleler
 Dosyalar
 1.Dünya Savaşı
 Çanakkale
 Boğaz Harbi
 Kara Muharebeleri
 Hava Muharebeleri
 Cephe Koşulları
 Kahramanlar
 Hatıralar
 Şiirler
 Gazilerimiz
 Anzaklar
 Kim Kimdir?
 Şehitlik ve Anıtlar
 Müze ve Galeriler
 Yabancı Anıtlar
 Tanıtma Merkezleri
 Kale ve Tabyalar
 Arşiv Belgeleri
 Faydalı Linkler
 Haritalar
 Yeni Çıkan Kitaplar
 Ziyaretçi Defteri
 Videolar
 Foto Galeri


 
 
 
 
 
 
 

   Dr. Lokman Erdemir

İtilaf devletlerinin suistimalleri


Çanakkale Muharebeleri sırasında İngiliz ve Fransızların, uluslararası hukuku ihlâl ederek birçok suiistimalde bulunması gerek belgelerde gerekse basında büyük yankı bulmuş, devlet erkânı bu durumun derhal durdurulmasını Amerikan büyükelçisi vasıtası ile İngilizlerden istemiştir. Bu ihlâller basında da geniş yer almış, özellikle Avrupa medeniyeti bu çerçevede şiddetle eleştirilmiştir.

İngiliz ve Fransızlar, savaş boyunca Çanakkale’de birçoğu savaş suçu sayılabilecek ihlâllerde bulunurken, bunları düzeltme ya da azaltma gayreti içinde olmamıştır. İhlallerin en başında geleni ve en çokta tepki çekeni ise belgelerde “muhnik gaz” olarak geçen zehirli gaz kullanımı olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin Atina Sefareti 21 Haziran 1915 tarihli telgraf ile İtilâf devletlerinin içinde zehirli gazların bulunduğu mermiler kullandığı istihbaratını Hariciye Nezâreti’ne bildirmiştir.(1) İtilâf devletlerinin yaz aylarından itibaren zehirli gaz yayan bombaları kullanmaya devam ettikleri birçok belgeden de anlaşılmaktadır1B Zehirli gazların sıklıkla kullanılması ve istihbaratların devamlı bu yönde gelmesi Başkumandanlık Vekâleti’ni de harekete geçirmiş Hariciye Nezâreti’ne gönderdiği yazı ile İngiltere ve Fransa’nın bölgedeki bîtaraf ve dost devletler nazarında vakit kaybedilmeden protesto edilmesi istenmiştir.(2)

“Hariciye   Nezâret-i   Celîlesi’ne   Ma’rûz-ı   çâker-i   kemîneleridir, Düşmanın Çanakkale’deki kıta’âtımıza karşı isti’mâl etdiği mermiyâtın hâmil olduğu muhnik gazlar hakkında gerek tebliğ-i resmîmiz ve gerekse muhtelif cerâid-i mahalliye ile neşriyâtda bulunuldu. Hâmî-i hak ve medeniyet geçinmek isteyen düşmanlarımıza mukabele-i bi’1-mislde bulunmak mecburiyeti hâsıl oluyor. Bütün bunun mesuliyeti düşmanlarımıza râci’dir. Düşmanlarımızın bu yeni tarz muharebelerinin bî-taraf ve dost devletler nezdinde vakit kaybetmeksizin protestosunu bilhassa istirham eylerim.”

Gazetelerde bu konu ile ilgili yazı ve haberlerde Avrupa medeniyetinin insanî yönü sorgulamaya başlanmıştır. Bununla birlikte Hilâl-i Ahmer Cemiyeti zehirli gazların cephede kullanılmasından önce bu olasılığı düşünmüş, cephede zehirli gaz kullanıldığı haberleri üzerine cemiyet hanımları önceden Avrupa gazetelerinden yaptıkları araştırmalar ile askerin bu tip gazlardan korunması için ağızlık ve burunluk (gaz maskesi) imâl etmeye başlamıştır. Cemiyet, bütün masraflarını kendisi karşılamak üzere 40.000 adet ağızlık yapmış, ilk önce deniz askerlerine daha sonra da kara askerlerine göndermiştir.(3)

Türk Yurdu, zehirli gaz kullanımı ve bu gazlardan korunmak için ağızlık ve burunluk imâl eden başlangıçta İstanbul’da daha sonra diğer illerdeki Türk kadınının bu fedâkârlıklarını ve savaş yıllarında uhdelerine aldıkları vazifelerini hakkıyla yerine getirdiklerini nakletmektedir.(4)

“Son zamanlarda Çanakkale Harbi’nde bulunan arslan askerlerimize karşı medeniyeti suiistimal eden düşmanlarımızın mekanik gazlar neşredici gülleler savurmakta olduklarını işiterek müteessir olan Hilâl-i Ahmer kadınları, bunun da bir çaresini bulmuşlar: Avrupa gazetelerinden okuyarak mekanik gazlara karşı ku1lanmak için Avrupalıların birtakım ağızlıklar yaptıklarını öğrenmişler ve kendi aralarında bunu yapmayı kararlaştırarak derhal Hilâl-i Ahmer Merkez-i Umûmisi’ne bir takrir vermişlerdir.Tekmil masrafı kendilerinden olmak üzere bugüne kadar 40.000 kadar ağızlık yaparak ilk önce denizcilere ve sonra kara asâkirine yollamışlar ve hâlâ yollamaktadırlar. Malumât almak için mezkûr müesseseyi ziyâret ettiğim vakit, bir iki büyük masanın etrafında 20-30 kadar hanımefendilerin sessiz, sedâsız, kemâl-i ciddiyet ve mahâretle acele acele ağızlık imâl ettiklerini birkaç dakika derin bir takdir ve hayretle temaşa ettim…”

Tuncoku, Anzakların endişe içinde olduğunu, hatta zaman zaman kendi mahalli basınlarında Türklerin zehirli gaz kullandığına dair haberlerin bile çıktığını belirtmektedir. Wellington’da neşredilen Otago Times Gazetesi’nin 1 Kasım 1915 tarihli sayısında “Savaşçı Olarak Türk” başlığında şu haberi nakletmektedir. (5)

“Hastaneye ateş edilmiyor, zehirli gaz kullanılmıyor. Triumph Zırhlısı isabet alıp batmaya başlayınca tekrar ateş edilmiyor. Türk ikili oynamıyor. Bunun aksini iddia edenler Gelibolu’ya değil, en çok Mısır’a kadar gelenlerdir.”

Alan Moorhead ise Türklerin muhtemel bir zehirli gaz kullanma olayına karşı
Anzakların, kendilerine dağıtılan gaz maskelerini kullanmayı ret ettiklerini zira onlara göre Türklerin zehirli gaz kullanamayacaklarını, çünkü dürüst savaşçılar olduğunu belirtmektedir6
Savaş hukukunu hiçe sayarak kullandıkları, vücuda girdiği yerde patlayan normal mermilerden kat kat daha fazla zarar veren domdom kurşunları da İtilâf devletlerinin sicillerine yazılacak suiistimaldendir. Cepheyi ziyâret eden Hamdullah Suphi zehirli gaz ve domdom kurşunu kullanılmasını şöyle anlatmaktadır:(7)

“Düşmanlarımızın attığı kurşunlar infilâk edebilecek bir surette yapıldığı için küçük bir medhalden içeriye giriyor, fakat kemiklerde, azalarda müthiş tahriplere sebep oluyor. Bazen bir domdom kurşunuyla bir kemik yetmiş beş, seksen, doksan parçaya ayrılıyor. Karşımızdaki eski ve medenî milletler, muharebe ettikleri vakit askeri, saflardan çıkarmakla iktifâ etmek mecburiyetindedirler.

Bir Afrika vahşisi, bir Polonezya haydudu olmaksızın böyle dağıtıcı kurşunlar kullanmaya ve tayyarelerin attıkları bombaları zehirlemeye cevaz yoktur. Onlar attıkları bombaların esasen haiz olduğu paralamak ve öldürmek kuvvetiyle iktifa etmiyorlar. Bombaların demirlerini zehirliyorlar.(8) ”Başkomutanlık Vekâleti’nden Enver Paşa imzasıyla, Hariciye Nezâreti’ne yazılan 6 Eylül 1915 tarihli belge ile durumun Amerikan Sefâreti vasıtasıyla protesto edilmesi istenmiştir. (9)


“Çanakkale cephe-i harbinde düşmanlarımızın isti’mâl etmekte oldukları domdom kurşunlarından iki adedi mazrûfen takdim olunmuştur. İşbu kurşunların Amerika Sefâreti’ne aynen irâe suretiyle protesto edilmesi ve bi’l-cümle sefâretlere keyfiyet, ta’mîm edilerek mahallî gazetelere düşmanlarımızın hukuk u harbe ve kavâ’id-i insaniyeye ne derece riâyetkâr olduklarına dair neşr ve beyânâtda bulunmalarını ve netice-i teşebbüsât-ı fahîmânelerinin bildirilmesini istirhâm eylerim. Ol bâbda emr u fermân hazret-i veliyyü’l-emrindir.”


Hariciye Nezâreti cevabî yazıda, kurşunların zarf ile birlikte özel bir memur ile Amerikan sefirine gönderildiği, sefirin kurşunları inceledikten sonra lazım gelenlerin yapılacağını söylediğini naklettikten sonra, bu kurşunların fotoğraflarının da bir an önce gönderilmesi istenmiştir. Bunun üzerine Başkomutanlık Vekâleti, 27 Eylül 1915 tarihinde İtilâf devletlerinin kullandıkları domdom kurşunlarını gösteren 45 adet fotoğrafın tarafsız devletler ve Amerika Sefareti’ne neşredilmek üzere verilmesini istemiştir.(10)
Domdom kurşunu erlerin en çok çekindiği durumdu. Bir gazi hatıratındaki “Çanakkale’de sebat kurşununun bize karşı hiç tesiri yok idi, ancak kalbe isabet etmedikçe. Bize karşı düşman yüzde seksen domdom kurşunu atardı. Domdom kurşunu dokunduğu yerde patlar ve parça parça yapar idi. İşte bu domdom kurşunundan çok telef verdik.” ifadeleri, ile bu durumu açıkça belirtmektedir1022. Bu kurşunların sesi çocukların şenliklerde yere attıklarında garip ses çıkaran fişeklere benzemektedir. Bu ses bile askerde bir ürperme meydana getirmek için yetmektedir.(11)

İngilizlerin savaşta suiistimal ettikleri diğer unsur ise, kızılhaç işaretleri olmuştur. Bu konu ile ilgili Karargâh-ı Umûmi İstihbârat Şubesi’nden, ilgili yerlere birçok yazı yazılmış, Hariciye Nezâreti vasıtası ile de ilgili devletlerin bu suiistimallere son vermeleri istenmiştir. Belgelerden bu suistimallerin şu şekillerde yapıldığı anlaşılmaktadır. Genelde bir seyyar hastane veya bir hastane gemisinin ardından top ateşi yapılması ya da seyyar hastaneler yanında askerlere süngü ve muharebe talimi yapılmak sûreti ile oluyordu. Ayrıca kızılhaç işareti taşıyan arabalarla cephe hattına doğru malzeme nakli de yapılıyordu. Daha da ileri giderek muhtemel çıkarma yapılacak bölgelerde Kızılhaç bayrakları sallandırılmış, böylece Osmanlı güçleri yanıltılmak istenmiştir. Aşağıdaki belge bu suiistimalleri göstermesi bakımından önemlidir.(12)
“…İngilizler el-ân salîb-i ahmer işaretlerini suistimal etmekde devam ediyorlar. Anafartalar’da Mestantepe civarında seyyar hastahânelerinin hemen yakınında askerlerine süngü ve muharebe talimi yaptırıyorlar. Birkaç günden beri bu mıntıkada şâyân-ı ehemmiyet bir muharebe olmadığı hâlde hasta arabaları hatt-ı harbe doğru ve mütemâdiyen nakliyat yapmakdadır. Müte’addid hastahâne gemilerine mâlik oldukları hâlde bütün Kemikli Sahili’nin muhtelif mahallerinde en ziyade asker ihrâcına müsâit mevkilerde birçok Salîb-i Ahmer bayrakları sallanıyor.”

En çok suiistimal ise, hastane gemileri ile olmuştur. Donanma gemileri bir hastane gemisinin ardından top ateşinde bulunmaktan çekinmemişlerdir. Diğer taraftan Alman denizaltılarının Majestick, Trumph zırhlılarının yanında bazı nakliye gemilerini batırması üzerine mühimmat ve asker naklini hastane gemileri ile yapmaya başlamışlardı.(13)

Bununla da yetinmeyen İtilâf devletleri savaş hukuku hilâfına, birçok insanın öldürülmesine neden olacak   sivil   alanların   özellikle   yerleşim   ve hastanele bombalanmasından sakınma gayretini göstermemiştir. Bu kısım, ilgili bölüme bırakılarak diğer birkaç ihlâlin de zikri ile konuya son verilecektir.

İtilâf devletlerinin uçaklarla çivi atması da basında ve hatıralarda sıkça olmasa da şikâyet edilen suistimal konularının başında gelmektedir.(14) Bunlar dışında İtilâf askerleri savaş hukukunun gereği kızılhaç işaretinde olduğu gibi diğer bazı sembolleri kullanmaktan çekinmemiştir. Siperden ezan okuyarak Türk tarafını aldatma teşebbüsünün yanında(15), ceplerindeki beyaz bayrakları çıkarıp telsim olacakları intibaını verdikten sonra Türk askerine ateş açmaktan çekinmemişlerdir. (16)

Yukarıda belli başlı suiistimalleri zikretmekle yeterli bir fikir oluşacağı kanaati ile konunun fazla uzatılmaması yönüne gidilmiştir. Burada savaş hileleri ile uluslararası anlaşmalar gereği, tarafların uymak taahhüdünde bulunduğu kuralları birbirinden ayırmak gereklidir.

Dipnotlar:

1-A-BOA HR SYS 2110/8   B-BOA HR MA 1143/102;BOA HR MA 1142/67

2-BOA HR SYS 2411/3

3-TAKVİM II,s;143,144

4-Türk Yurdu,23-Teşrinisani 1331,Yıl;5;95,s;259

5-Tunçoku s;110

6-A.Moorhead; Gelibolu, s;167

7-Hamdullah Suphi,’’Gördüklerim 7’’İkdam Gazetesi,26 Temmuz 1331(8 Ağustos 1915)

8-BOA HR SYS 2182/2

9-BOA HR SYS 2182/2

10-Öztürk , S;11

11-Münim Mustafa,s;521

12-BOA HR MA 1142/86

13-BOA HR SYS 2412/11,BOA HR SYS 2099/9,BOA HR MA 1143/86,BOA HR MA 1134/24

14-Ali Canip, Yeni Mecmua 195

15-‘’Mülakatlar’’Gülhane Hastanesinden-Tanin Gazetesi 19 Nisan 1331,2 Mayıs 1915

16-‘’Beyaz Bayrakların Hikmeti’’İkdam Gazetesi 19 Nisan 1331–2 Mayıs 1915s;2


Güncellenme Tarihi: 13.03.2009 14:02:25
  Yazıcı Dostu         Arkadaşına Gönder         Yorum Yaz    


Bu sayfayı ziyaret eden 1090. kişisiniz.

Yorumlar

Yetkin İŞCEN (27.03.2009)
Sayın Erdemir, Öncelikle, geçirmiş olduğunuz kazadan dolayı geçmiş olsun dileklerimi kabul edin. Umuyorum ki, kısa zamanda sağlığınıza kavuşursunuz… ……………………….. Geçmişte yaşanmış herhangi bir olaya tarafgir olmak çok kolaydır; sadece bir tarafın dediklerini dinler, diğerine itibar etmezsiniz… Çanakkale savaşı tarihi de bizim insanlarımızca hep böyle değerlendirilegelen bir olay olmuştur. Sadece bizim belgelerimize bakar, onlara inanırız. Üzerinde hiç düşünmeyiz; ‘Acaba bu belge doğru mudur? Bunu yazan, yazdığı konu hakkında bilgili midir?” gibi… Sayfada yer alan makaleniz de yukarıda belirttiğim cinsten belgelere dayanan bir yazı olmaktan öteye gitmiyor. Sadece BOA’nın belgelerine bakmış, buna karşılık Kızılhaç, İngiliz ve Fransızların Amerikan elçisi aracılığıyla Osmanlı hariciyesine verdiği yanıtlar, Cemiyet-i Akvam ve hatta Papa 15. Benedick’tin özel görevlendirdiği temsilci Monsenyör Dolci’nin yazdıklarını ve hatıratlarını kurcalamamışsınız. Çanakkale savaşı, hatta tüm dünya savaşı hakkında bakılacak ve inanılacak son belgeler, dönemin Osmanlı gazeteleri ve Harbiye, Dahiliye, Hariciye nezaretlerindeki yarı cahil kalem efendilerinin tuttukları notlardır. Bunların hepsinin bir gerçeği vardır ama aramayan bilemez. Örneğin; Dom dom kurşunu diye bir özel cins kurşun yoktur… Bizim halkımız, domuz kurşununa bu ismi takmıştır. Domuz kurşunu da, o günlerde her ülkenin yeni yeni kullanmaya başladığı ayar tapalı, dane tesirli top misketlerine çok benzer. Bizim asker, yerden yaklaşık 50 m. Yukarıda patlayan ve 200 metre çapında bir dairede hayli etkili olan bu tip top mermilerinden saçılan bilya biçimindeki kurşun daneleri domuz kurşunu sanarak ‘dom dom kurşunu’ diye adlandırmıştır. Öte yandan, BOA belgesinin birinde tarif edilen ve ‘kemiği 80 parçaya ufalıyordu’ diye örneklenen kurşun tipi ise her askerin kendi mühimmatı üzerinde yapabileceği küçük değişikliklerin sonucu ortaya çıkan mermilerdir. Bu şöyle yapılır: Tüfek mermisinin ucunu, basit bir pense ile ezip bükersiniz, bunu namluya böyle yerleştirirsiniz. Namludan fırladıktan sonra kendi etrafında dönerek düz bir doğrultuda gitmesi gereken bu mermi, namludan çıktığı an biçimindeki bozulmadan dolayı kendi etrafında takla atıp dönerek gider ve hedefe hangi durumda varırsa o şekilde çarpar. Bu çarpış şekli de çoğu kez biçimsizdir; kimi zaman yanlamasına, kimi zaman ters., vs. Bu çarpış biçimi, sivri ucuyla düz gelerek hedefe saplanacak mermiden en az 10 kez daha fazla zarar verir. Ayrıca, mermi çekirdeği çeliğinin ezilmesi de, çarptığı yerde daha çabuk yırtılması ve içindeki kurşun metalinin daha fazla dağılmasını sağlar ki bu da ekstra zarar verir… Bu yöntem, yani, kullanılan standart mermiyi böyle biçimsiz hale getirerek kullanma yöntemi, Çanakkale savaşında değil, hemen hemen tüm savaşlarda kullanılmış bir yöntemdir. Her asker siperde beklerken cebindeki veya kütüklüğündeki mermileri bu hale getirir ki, vurduğu düşman kesin ölsün… Dolayısıyla, bunun için kimseyi suçlamak gerekmez. Çünkü, her iki taraf da bu gibi yollardan sonuna kadar yararlanmışlardır. Kaldı ki, tüm askerinde Lee Enfield 303 tipi tüfek bulunan İngiliz ordusu’nun bunu yapmaya ihtiyacı da yoktur. Çünkü hesapsız mühimmatla savaşmışlardır. Oysa, elinde mermisi çok az 21 çeşit marka tüfek bulunan, ve hepsinin mühimmatı için dışa bağımlı olan Osmanlı ordusunun askerlerinin bu yolu daha fazla tercih etmiş olmaları akla daha yatkındır. Bu arada, şu “centilmenler savaşı” maskaralığından hiç söz etmek bile istemiyorum. Savaş alanında kimse centilmenlik yapmaz; kim kimi yakalarsa öldürür. Bu centilmenlik palavrası da savaş alanında hiç bulunmamış insanların fantezisidir. Benim de hiç cephede bulunmadığımı ve bunu bilemeyeceğimi düşünebilirsiniz. Eğer böyleyse, çevrenizdeki herhangi bir Kıbrıs gazisine veya bir Güneydoğu gazisine hislerini sorabilirsiniz… “Muhnik gaz” saçmalığını uzun uzun anlatmama da gerek duymuyorum. Bu sitede bir köşe işgal eden bir ‘tarihçi’(!) arkadaşınız, bu konuda internette ne bulduysa aktarmış bu sitenin bir sayfasına, oradan yararlanabilirsiniz… Bizim cephe istihbaratçılarımızın ve Enver Paşa’nın zoruyla cepheye gönderilip düzmece methiyeler yazdırılan dönem gazetecilerinin bilmediği şey, İngiliz ordusunun yeni kullanmaya başladığı pikrik asitle güçlendirilmiş donanma mermileridir. Bu raporlardaki, sarı renkte bir kalıntı bırakan yeni tip barutun tarifidir. Bunlar havadan ağır olduklarından zemine çöküp siperlerdeki oksijeni azalttığından dolayı sersemlik ve baygınlık yaratmaktan öteye bir zarar vermemiştir. “Muhnik Gaz” (Boğucu) denmesinin nedeni de budur zaten. Suistimal edilen diğer konulara gelince… Bunların başında Kızılhaç ve Kızılay işaretli araçlara saldırılar geliyor ki, bunların da bilinen gerekçeleri vardır. Özellikle Osmanlı ordusu, savaşın ilk günlerinden itibaren çeşitli tipte yolcu gemilerini ve Şirket-i Hayriye vapurlarını Gelibolu’ya asker sevkiyatında kullanmış, ama bunlardan birkaçını da özellikle Gelibolu’dan İstanbul’a yaralı taşımada değerlendirmiştir. Özellikle mayıs ayından itibaren Marmara’ya girmeyi başaran ve orada toplam 200 küsur gemi batıran düşman denizaltıları, ilk anda bu gemilerin nasıl kullanıldığını farketmişler ve bunun üzerine bazılarını torpillemeye başlamışlardır. Çünkü, Gelibolu’dan yaralı götüren gemi, İstanbul’dan asker, cephane ve erzak alarak Gelibolu’ya dönmektedir. Üstelik, bunların üzerinde de Kızılay işareti vardır. Özellikle bu durumda yakalanan gemiler torpillenmiştir. Diğerleri ise, sivil taşımasına rağmen üzerinde silah bulunduran gemilerdir. Türk yolcu gemilerinin birçoğuna silah monte edildiği bilinmektedir. Oysa bu yasaktır. Bu konuda, bu gemilere gözlemci olarak binip Gelibolu’ya gelen yabancı gazetecilerin anlatımlarını okuyabilirsiniz. Düşman denizaltısının gemileri durdurup silah ve cephane taşıyıp taşımadığına bakması ve eğer taşımıyorsa gemiyi serbest bırakması bilinen olaylardandır. Enver Paşa’nın Cemiye-i Akvam’a şikayette bulunarak yaygara yaptığı sıralarda Ordu levazım bölümüne sessiz sedasız verdiği emirler de hiç gündeme getirilmez. Çünkü bu emirlerde, “hastane gemileriyle Gelibolu’ya yollanacak efradın, hemen indirilerek şimendifer yoluyla Uzunköprü’ye sevkedilmesi” söylenmektedir. Hastanelerin bombalanması veya Kızılay işaretli alanlara bomba atılmasının nedenleri de, bazı yöneticilerin uyanıklık yaptığını sanarak böyle kandırmacalara tevessül etmesidir. Kızılay işaretli çadırların içinden top ateşi yapıldığı, hastane çadırlarında cephane saklandığını , gerek hatıratlardan gerekse raporların satır aralarından biliyoruz. Bunlar, birbirini ezmeye ahdetmiş iki rakibin birbirine karşı uyguladıkları küçük savaş hileleridir ki, tarihin hemen her döneminde uygulanmıştır. “Türkler yapmaz” diye bir şey yok… Bu nedenle, bu gibi ibareleri uyduruk taşra gazetelerinde bulup ‘bilimsel kanıt’ diye kitap yazan uluslar arası ilişkiler profesörlerine de inanmayacaksınız. Yani, ister 50 gayrımüslümü rehin alıp Gelibolu’ya götürsün, isterse Türkiye’deki esirlere kötü davranacağı tehditinde bulunsun, batı devletlerinin hiçbiri Enver’i ciddiye almamış ve her bir olayı belgeleyerek aracı olan Amerikan elçisi Morgenthau ve Papalık temsilcisi Dolci’ye yollamışlardır. Tarihte her türlü kötü şeyler yaşanmış olabilir… Düşman da neden olmuş olabilir, biz de neden olmuş olabiliriz. Ama tarihle ilgilenen insanların, bunlara hep eşit mesafede yaklaşması gerekir. Tarafsızlığını korumalıdır. Bu açıdan, yukarıdaki makalenizi tamamen tek yanlı, ve bu nedenle bilimsel olamayacak bir yazı olarak niteliyorum. Bu düşüncemi pekiştiren bir önemli neden ise, kaynak olarak kullandığınız yayınlar. Bunların başında, sansür altında inim inim inleyen dönem gazeteleri, yarı cahil memurların tuttuğu ve bugün BOA’da saklanan resmi kayıtlar geliyor.. Bir de, her olaya kullanıla kullanıla artık her derde deva aspirin gibi olmuş Münim Mustafa hatıraları ve Mete Tunçoku hazretlerinin fantastik hikayeleri… Lütfen olaylara böyle dar açıdan bakmayı bırakın; kendinizi orada, belki 5 dakika sonra öleceğini bilen bir Mehmetçiğin yerine koyun. Siz olsanız ne yapardınız?

Yazarın diğer yazıları

 
İtilaf devletlerinin suistimalleri (bulunduğunuz sayfa)
Çanakkale Muharebelerinin Kadının İçtimâi Hayatı Üzerindeki Etkisi
 

Yazarlar


Site Editörü
Uryânizâde Ali Vahid Efendi'nin Hatıraları

Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır
Çanakkale şehitleri için yapılan ilk tören

Necmettin Özçelik
Çanakkale Süvarileri

S.Ahmet Sılay
Çanakkale'nin önsözü

Dr. Lokman Erdemir
İtilaf devletlerinin suistimalleri

Ozan Bodur
Mehmet Akif ve Çanakkale
Ayvaz Baskı



Haftanın Sorusu

Çanakkale cephesi kara muharebeleri hangi tarihte başlamıştır?
18 Mart 1915
19 Şubat 1915
25 Nisan 1915


En çok okunan yazılar

Çizgi Film - Çanakkale Geçilmez!
Çanakkale Savaşları esnasında çekilen video
1. Dünya Savaşında Türk Askerî Kıyafetleri - Tunca Örses / Necmettin Özçelik
Cepheden Yazılan Mektuplar - Hüseyin Özcan
Çanakkale Şehitlerine - Mehmet Akif Ersoy

En çok yorumlananlar

Ziyaretçi Defteri Oku / Yaz
Çanakkale Savaşları esnasında çekilen video
Çizgi Film - Çanakkale Geçilmez!
Dün ve Bugünün Fotoğrafları
Çanakkale Gazileri Video Klibi

Copyright© 2007-2010 E-Posta: duryolcu.com@gmail.com Msn: duryolcu.com@hotmail.com

magicfinger.NET